meczub'un köşesi...1 yorum var - 5 gün öncehalk partisi başkanı deniz baykal'ın son zamanlarda sık sık kullanır olduğu sloganı. önce "ermenilerden özür diliyorum" kampanyasına imza atanlara karşı sarfetti bu sözü baykal. ve açıklamasında "bu coğrafyada istikrarın, hoşgörünün, hukukun ve demokrasinin egemen olmasına yönelik çok ciddi bir sorumluluğu millet olarak üstlenmiş durumdayız." gibi laflar sarfetmekten de geri durmadı. yani bize gözünü kapatmanın, kör olmanın büyük sorumluluk olduğunu anlattı. sonra trt şeş'e karşı çıkarken kullandı "devlet etnik kör olmalıdır" sözlerini. biraz daha açarsak sözlerini, “ama devletin parasını, kaynaklarını sadece bir kesim vatandaşlarımızın etnik talepleri doğrultusunda harcanması doğru değildir. bizim anlayışımıza göre devlet etnik kör olmalıdır” buyurdu zat-ı muhteşemleri. böylece, gözünü kapatmanın, görmezden gelmenin, kör olmanın büyük sorumluluk olduğunu anlattı. peki baykal toplamda ne anlatmak istiyor bu sözle : 1 - biz tarihe gözümüzü kapattık, açmak istemiyoruz. siz de gözünüzünü kapayın. devlet dediğin kör olmalıdır. 2 - biz kardeş halklarımıza karşı uygulanan ayrımcı politikaları yıllarca savunduk, hâla savunuyoruz. kürtler'e, onların istek ve arzularına karşı hâla gözlerimiz kapalı. ulus-devlet dediğin domine ettiği millet dışındakilere karşı kör olan, onları yok sayandır. halk partisi sadece türk partisidir. peki halk partisi'nin başındaki bir adam ne dese makul olurdu? 1 - ermeniler bizden ayrı değildir, biz bu topraklarda yüzyıllarca kardeşçe yaşadık. acılarımızda ve mutluluklarımızda ortak olduk. yapılan hataları birlik olarak aşabilir, geçmişin karanlık gölgesinden birlikte çıkabiliriz aydınlığa. devlet vatandaşlarına ve onların geçmişte yaşadıklarına karşı kayıtsız değildir, çekilen acıyı inkâr etmemeliyiz, bugün yapılması gereken şey dostluğumuzu tazelemek, birbirimize elimizi uzatmaktır. 2 - bizim türk ile kastettiğimiz türkiyeli olandır. kürdü, ermenisi, rumu, yahudisi, arabı, abhazı ve daha bir çoğu ile elele vermiş bu topraklarda yaşarken türk ırkçılığı yapmak, gerizekalılığın, körlüğün önde gidenidir. devlet, asli unsurlarına, kendini vareden değerlere karşı kör olamaz, kör kalamaz. türkiye, varlığını ve gücünü onun oluşturan, onu vareden bu çok seslilik bu çok kültürlülükten alır. türkçe yayın yapan kanal olduğu gibi kürtçe yayın yapan kanal da olmalıdır, rumca da, ibranice de, ermenice de, zazaca da... devletimiz bu çokluktan yaratılan birliğin sesidir, kilisesiyle, camisiyle, cemeviyle, sinagoguyla tüm inançların varlığının korunmasını ve devamlılığını da garanti etmelidir. devlet domine edilmiş tek kültürü, tek sesi halkına empoze edemez, etmemelidir. tabii, nerdeeee? ilki için : http://www.haberler.com/devlet-etnik-kor-olmalidir-haberi/ ikincisi için : http://yenisafak.com.tr/Politika/?t=02.01.2009&c=2&i=160120 0 yorum var - 5 gün öncemurat korkmaz'ın ep'si. ortaya çıkışı şöyle açıklanıyor kişi/grubun sitesinde : murat korkmaz bu sene önce "tek türk / hayatimin ilkbahari" albümünü, daha sonra da "türkce rap'in krali" adli calismasini yayinladiktan sonra "özür dilemiyoruz" ep'yi dinleyicilerine sunuyor. son günlerde sözde ermeni soykirimina yönelik baslatilan "özür diliyorum" kampanyasina bir tepki göstermek amaciyla "sonbahar" olarak yayinlanmasi planlanan ep'de bu nedenle isim degisikligine gidildi ve "özür dilemiyoruz" diye karsilik verildi. ep'de murat'a eslik eden isimler mimar sinan, abdulkadir ve abdulmalik. http://www.dehsetcrew.de/newsdetail.php?ID=253 sanırım tek açıklama yetmemiş, bir tane daha koymuşlar, onu da alıntılıyorum müsaadenizle : selamlar, özür diliyoruz kampanyasina olan tepkimizi ortaya koymak icin 'sonbahar' adiyla yayinlamasini düsündügümüz ep simdi 'özür dilemiyoruz' olarak degistirildi ve 01.01.2009 tarihinde yayinlanacak. ep de ayrica mimar sinan, abulkadir ve abdulmalik kardeslerimiz de yer alacak. 1 ocak da www.murat-korkmaz.com , www.dehset.de ve www.dehsetcrew.net sitelerini ziyaret etmeyi unutmayin. murat korkmaz http://www.dehsetcrew.de/newsdetail.php?ID=252 entry'i bunca alıntıyla süslememin nedeni, bu arkadaşların reklamını yapmak değil tabii ki. şaşırmadım, şaşıramadım ne söyledikleri sözlere, ne de tepkilerine. bir de oturdum, albüme ismini veren özür dilemiyoruz isimli şarkılarının sözlerini çıkardım, buyrun okuyun, siz de şaşırmayacaksınız : [not : anlamadığım yerlere dair notlarım ve yorumlarım köşeli parantez içinde] nefes nefese bir adamın konuşması ile giriyoruz, adam muhtemelen şişman ve terli, mendille alnındaki boncuk boncuk terleri silerken bir yandan söyleniyor : bunları biliyorum ben, onun için artık tahammülüm kalmadı. ve ardından melodik şarkı girer : soykırım dedin şanlı tarihim benim o [yeni bir şey yok, klasik şanlı tarih söylemi] soykırım dedin kaderimiz bizim özür dilemem asla ve katil değil atalarım [dokuz-kuşak-türk atan için diyorsan başka, ama genelleme yapmamak lazım. hapishaneler dolu burda] tüm dünyaya yaşattık biz altıyüzyıl medeniyet [ehehehehe, bu yalandan kurtulamadık değil mi?] tarihin yalanını kapanını(?) başarılı olsa bile [yine anlamadım vurucu kelimeyi, çok hızlı konuşuyorlar, ben ne yapayım?! şanlı osmanlıyız biz(?) kirletmeyiz adını [burada iki kişi konuşuyor, ses karışıyor. şanlı osmanlı bir şeyi onlar, kirletmezler adlarını] nakarat [yukarıdaki genozidli kısmı falan bir daha okuyun, eğer isterseniz, ben salak gibi katlandım dinlemeye... ] türk, kürt, laz, çerkez, alevi, sünni, ermeni farketmez [ah keşkem ah keşkem diye bir ibo şarkısı vardı, feat ibo! hell yeah!] neyin peşindesiniz ve neyi ispat etmek istersiniz [hiç, amacımız yok bizim. madem çözemedin, ne diye ayar vermeye kalkıyorsun ki sen?] işlemediğimiz bir suç bu, günah keçisi değiliz [eheheheheh, korkma hapse tıkmıyor kimse seni :) günah keçisi ataların değilse kim sürdü lan bu adamları? kendi kendilerini mi sürdüler acaba, neredeyse yüz yıl sonra türkiye'nin başına çorap örmek için, var hainler!] islamın ******** ile yaşadık biz yaşıyoruz [o yıldızlı kısmı anlamadım ben, islam'ın güzel bir şeyini övüyor ama, elin zenci hristiyan müziği(!) ile söyleyince anlamak kolay olmuyor tabii... özür dilemiyoruz diye bir bozlak çalıp söylenseydi, daha inandırıcı olurdu belki?! ama olmaması da iyi olmuş, bozlak severim ben] dip not : bu entry'de eser sahibine istinaden kullandığım "arkadaş" kelimelerinden hiç biri kendisini arkadaş olarak gördüğümü, arkamı dayayabileceğim, sırtımı yaslayabileceğim, güvenebileceğim, destek alabileceğim nitelikte bir karakter olduğunu işaret etmemektedir. bilakis, kendisine arkamı dönsem, arkamdan vurur bu şahıs beni. tanımam etmem, hiç işim olmaz. kendisini şimdi hatırlıyorum ama bugün yarın unutacağım... muhtemelen bu eserle bir süre sükse yapar camiada, "vaaay! kankaaa!" gibisinden bir şeyler der, sırtını sıvazlarlar... sonra da silinir gider... yooo yoooo! hayır, biyografisinde* "murat korkmaz almanya’da yasayan bir isci ailesinin dört cocugundan biridir ve almanya’da yetisen ücüncü nesil türklerdendir, ayrica grup arkadasi dj soultan gibi kendisi de cerkez asillidir." yazan bir insanın kalkıp, "yaşadığın topraklara sakın ihanet etme" diyerek, önemli olanın yaşanılan topraklar olduğuna işaret etmesi ve bu sözlerle üç nesildir ailesinin yaşamadığı topraklarda yaşayan insanlara ayar verme çabası ne derece samimi ve anlamlı olabilir, anlamıyorum... bir mesaj kaygılı entry'nin daha sonuna gelirken, yayında ve yapımda emeği geçen kendime teşekkürü borç bilirim. edit : albümdeki parça listesi şöyle imiş : 1 - özür dilemiyoruz feat. mimar sinan ayrıca albümün tamamı sanatçının resmi sitesinden ücretsiz indirilebiliyormuş, buradan buyrun : http://www.dehsetcrew.de/Murat_Korkmaz_-_ozur_dilemiyoruz.rar 3 yorum var - 15 Aralık 2008 12:09yine habervaktim'e güvenip başlık açıyorum, umarım yalan değildir de çok pis patlamaz başımda... israil'in dini müftülerinden sayılan “"aufadia yusuf"” , kudüs'te yaptığı konuşmada, "şas partisine oy verenler, allah tarafından cennet'in 5. katında yer alacaklar” ifadesini kullandı. [ züğürt ağa'da da vardı bu cennetten tapu hadisesi. şey sanki, kayıp trilyonlardan sorumlu balıkesir'de istirahat eden bir amca da denemişti de, olmamıştı sanki, ama yanlış hatırlıyor olabilirim. havervaktim'e itimat edersek, bu haber şaka değil, gerçek. gerçi bizimkiler de "herkese 2 anahtar" diyerek iyice bi işletmişlerdi milleti ama, o başka mevzu :)]fars haber ajansı'nın haberine göre, 71 yaşındaki bu haham ayrıca, şas partisine oy vermenin bir diğer faydasının, oyunu veren şahsın ömrünün uzaması olduğunu belirtti. [ 71 sağlıklı yıl yaşamasını şas partisine borçlu mübarek, hey anam hey, "oy ver! ömrün uzasın vatandaş! hormonsuz gıda gibi bir şey bu!" yapılan araştırmaya göre, oy vermek, basura karşı da tedavi niteliğindeymiş. ama sol partiler barajı aşamayacak diye chp'ye oy veren süper devrimcilerimizde kabızlık gibi bir yan etki de görülmüş! ] mearyo gazetesi haham aufadia yusuf'un iddiasına istinaden, “tanrı göstermesin, bunlar benim kişisel görüşüm değil. bunlar tevrat'ta yazılı" diye söylediğini yazdı. [ bak, biz de güncellenebilir ilahi din diye naralar atıyoruz ortalıkta. tanrı üç bin yıl önce seçimlere el atmış, alooo! ] şas partisine oy verenlerin ömürlerinin uzayacağına ilişkin iddia, bir diğer yahudi müftü konumunda olan haham baba baruh tarafından da tekrarlandı. [ bizden de iki müftü akp için desin aynısını, yüzde elliyi geçer bu adamlar... örnek alsınlar bari, hükümete güven kalmamışken, alevilere yönelik açılımlarla kendilerini rezil edeceklerine, kendi tabanlarına cennet tapusu dağıtsınlar. ilk beş kat muhtemelen kendi kadrolarına gider, olsun, ateş manzaralı olmasın, o da yeter :) ] http://www.habervaktim.com/haber/46634/bizim_partiye_oy_veren_cennetin_5_katinda_yer_alacak.html sonuç : israil'de şas partisinin seçim vaadidir "bizim partiye oy verene cennetin 5. katında yer", inanacak aptallar bulunursa ne âla, belki iktidar bile getirir! 0 yorum var - 13 Aralık 2008 13:18Bu yazıyı 12 Eylül dönemine tanık olmaya yaşı yetmeyenler okusun isterim. Genç arkadaşlarıma anlatmak istediklerim var. Gökçe Fidan 6 yorum var - 13 Aralık 2008 00:16bugün onun öldürülüşünün değil, adalet sistemimizin bu cinayet karşısında sessiz kalışının yıldönümü... internette şöyle bir araştırma yapayım dedim erdal çocuk hakkında. altan erkekli'nin izlediğim bir oyunundan bir tirada ulaştım, haddim olmayarak alıntılıyorum : "bir resim vardı onca görüntülü görüntü arasında aklımdan hiç çıkmayan. hani bunu mutlaka anlatmalı birine dedirten cinsten. nasılsa kaydedilmiş bir hayat parçası.orta yaşın hafif üstünde düzgün bir kadın, düzgün bir yolun ortasında, düzgün bir binanın önünde bağırıyordu. 'ama yapmayın o daha bir çocuk. hala sırtına havlu koyasım var onun vakitsiz terlemelerde üşütmesin diye. yapmayın o daha bir çocuk. ama yapmayın' diyordu kadın, 'o daha bir çocuk.' düzgün metallerle kaplanmış ve hiç penceresi olmayan bir cezaevi aracının içindeydi 16 yaşındaki çocuk. yüzü görünmüyordu çocukların, sadece bir tanesinin eli. 'ama yapmayın' diyordu kadın, 'o daha bir çocuk'. 'ama yapmayın' diyordu tanrı, 'o daha bir çocuk'..." saatlerdir ellerim buz gibi, erdal çocuğu düşünüyorum. ailesinin acısını hissedebiliyorum, çünkü bir kardeşim var, erdal'ın yıllardır olduğu yaşta. daha kirli bir dünyaya doğdu belki, büyürken daha da kirlendi, ama yine de çocuk henüz ve biz büyükleri kadar kirlenmesine çok var yine de. erdal kardeşim oluyor düşünürken, bezini değiştirdiğim, emeklemesini, sonra yürümesini, baba değil ama ab-bi deyişini hayal ediyor, hayır hayır hatırlıyorum. beraber iniyoruz alanlara, gaz yediğinde yüzünü limonluyorum. aşık oluyor, terkediliyor, geliyor omzumda ağlıyor. büyüyor, yetişkin oluyor, öyle ahım şahım bir yakışıklılığı yok gerçi, ama gözleri umutla parlıyor dünyaya bakarken. inançları var çünkü, beklentileri, ümidi... yaşıyor, acı çekerek, mutlu olarak, ağlayarak, haykırarak kahkahalarla... evleniyor bir vakit, çoluk çocuğa karışıyor, ihtiyarlıyor, ben de öyle... erdal kardeşim oluyor, kardeşim erdal... yaşayamadığı yıllar, kaybettiği mutluluklar ve acılar yükleniyor omuzlarıma. hep on yedi yaşında kalıyor kardeşim, bir tek ölüm belgesinde on sekiz görünüyor... içim acıyor bugün, bugün kardeşim öldürüleli tam yirmisekiz yıl oluyor, hesap sorulmadan geçen yirmisekiz yıl... on altı yaşında bir başka erdal vuruldu karşı yakamızda geçen gün, insanlar öfkeli, insanlar kızgın... düşünüyorum kendi kendime, biz kaç erdal gömdük bu topraklara gıkımızı çıkarmadan, kaç metin, kaç engin? bugün onun öldürülüşünün değil, bizim bu cinayet karşısında sessiz kalışımızın yıldönümü... en iyisi, şafak tamer'in bir şiiriyle sonlandırmak olacak bu yazıyı, zira bana kalsa yazılması gereken/yazmak istediğim daha çok şey var... biz ki, biz ki biz ki 2 yorum var - 05 Aralık 2008 15:39deniz gezmiş apaçık bir vatan hainidir. türk solu adı altında bu ülkeyi biribirine düşürmüş her türlü pisliğin içinde olan anarşisttir. özgürlük adına gasp, soygun, adam kaçırma, tehdit ve bunun gibi birçok gayrimeşru işlerle uğraşmış ve türk (misal) gencine yakışmayacak her türlü pisliğin içine girmiştir. [iddia tamam, şimdi kanıtlara geçelim : ] kendisi bizzat kendi dedemden silah zoruyla haraç kesmiştir bahçesindeki meyveleri silah zoruyla arkadaşlarıyla toplamış ve gidinceye kadarda tehdit altında bırakmıştır. [kanıt dedesinin kamulaştırılan meyva bahçesi :) kaynak: dede!] bugüne kadar yaptığı tek iyi bir icraati bile bulunmayan; bu vatan haini deniz gezmiş (sovyet uşağı), nasıl olurda vatan sevdalısı özgürlükçü devrimci gençlik olarak tanıtılabilir ilginç bir durum. [böyle anlatınca bana da öyle geldi bir an. `nazım` ile karıştırmış olmayasın? hani, aynı sözleri nâzım için de söylerdi senin babangil, ondan diyorum. ayrıca, ölmeden önce ne demeye "yaşasın tam bağımsız türkiye!" dedi bu çocuk, "yaşasın tam bağımsız rusya!" derdi, değil mi? yok yok, ölümü bile planlanmıştı. kendini sovyet uşağı gibi göstermemek için ölürken böyle dedi. vay hain!] o zamanın devrimci çocuğu deniz gezmiş, bu zaman türkiyesinin kahpe-pkk sıdır. [türkiye yazarken yaptığı hatayı gözardı ediyorum, zira önerme fevkalade! deniz gezmiş = pkk! kişi ve kurum arasında nasıl bir ilişki kurduğunu şimdi öğreniyoruz : ] aralarında tek bir fark bile yoktur. [bak öğrendik. deniz gezmiş ile pkk arasında tek bir fark bile yokmuş. deniz gezmiş kaçbin kişi ediyor o zaman?] o zamanın deniz gezmişine özenen gençlik demektir ki bu zamanın kahpe-pkksına özenen gençliktir. [pkk'nın adı pkk değil, kahpe-pkk, bu böyle biline! o değil de, ya kahpe-pkk diye bir milliyetçi örgüt kurulduysa ve ben bunun farkında değilsem. kısaltması da k-pkk! :)))] adam kaçırma deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var, gasp deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var,eline korkaklar gibi silah alıp dağa kaçmak deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var, özgürlük adına bu vatanı sokaklara dökmek birbirine katmak türk'ü türk'e düşman edip savaş ve çatışma ortamı oluşturmak deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var... [yorumsuz geçtim bu kısmı, almış başını gitmiş arkadaş zira! bizim deniz neler yapmış da haberimiz yokmuş... peh peh peh... hayır, epeyce tepki toplayacak örnekler verirdim ama, benzerlik göte girebilir, o yüzden vermeyeceğim. sadece şunun altını çiziyorum, pkk bir türk örgütüdür. türkler kurmuştur, amacı da türk'ü türk'e düşman etmektir. hangi türk mü? dağ türkü canım :))) ] uzun lafın kısası deniz gezmişi savunanlar bilmeliler ki kahpe-pkk nın şuan savunduğu zihniyet deniz gezmiş zihniyetidir. [k-pkk denen "pkk karşıtı örgüt" marksist-leninist imiş, bak ben bunu da kaçırmışım :) ] şu an bir kahpe-pkk lıyı çağırıp neyi savunduğunu sorsanız aynı şeyi bizzat kendiside söyler. [kahpe-pkk'lı söyler, pkk'lı söylemez. pkk'lı türk'ü türk'e düşman ettiğini de söylemez, var mısınız iddiaya?]deniz gezmiş bu vatan uğruna değil, yediği nanelerin hesabını ödemek üzere idam edilmiştir. [yediği naneler??? puhahahahaha! :))))) (bkz: üç bizden üç onlardan) ve ne mutlu ki böyle azılı bir anarşist ve yandaşları isabet bir kararla idam edilmişlerdir. [gerçekten isabetli bir karardı. gencecik çocuklar devlet tarafından öldürülmeseydi kimbilir neler olurdu! hay canına yandığımın kan bezirganları! ] deniz gezmişin savunulacak hiç bir yönü yoktur. [yukarıda dedi ya nedenlerini, dedesinin meyvalarını almış, ondan bu kadar kızgın arkadaş! ] amerika ya karşı olan anarşist deniz gezmiş rusyaya neden sessiz kalmıştır? [sen verdin ya cevabını yukarıda, sovyet uşağı!] amerikaya ve dış güçlere karşı olan anarşist deniz gezmiş neden che nin ilerlerdiği yolda ilerleyip bu vatanın altını üstüne getirdi? [kahpe-che falan dememiş, hayret yahu! bu vatanın altını üstüne getirmek ne kadar kolaymış hem? deniz gezmiş tek başına yapmış! che de tek başına yapmış!] tam bağımsız türkiye deniz gezmiş gibi anarşistlerle değil gerçekten bu vatan için düşmanla çarpışan şehitlerimizle olur. [ehehehehe, bak bak bak, çocuğun son sözlerine de el koydu. tam bağımsız türkiye'nin nasıl olacağını iyi belleyin. yalnız, içimizdeki düşmanla, bizi yöneten/bizi sömüren/bizi baskı altına alan düşmanla kim mücadele edecek? ] deniz gezmiş düşmanıyla değil bu vatan topraklarında yaşayan iyi yada kötü bu memleketin vatandaşıyla savaşmıştır.. [ordu da iyi yada kötü bu memleketin vatandaşıyla savaşmıyor mu?] bizim asil askerimiz hiç bir zaman gasp etmedi kimseyi.. [amcam, eşşeğine tecavüz eden bir askeri vaktiyle mahkemeye vermişti, yalan değil, gerçek... asil demeyin bana :) ] hiç bir zaman soymadı bir bankayı ve hiç bir zaman zorla adam kaçırıp özgürlük adına gizli gizli dağlar ardına saklanmadı... [bankayı niye soysun, yıllarca ülke bütçesinin yarısı elindeydi. gerilla mücadelesi lan bu! hem kaçırmış da öldürmüş mü deniz? ] vatan hainlerine karşı yiğitçe savaşıp hiç bir şekilde gayrimeşru iş yapmadan kanlarıyla tam bağımsız türkiye bıraktılar bize... [ordunun gayrimeşru iç yapmaması? amerikan silahlarıyla korunan tam bağımsız türkiye! ulan konuşturacağım, halkı ordudan soğuttuğum gerekçesiyle silinecek entry. ben susayım, siz araştırın... kenan evren gibilerinden başlayın lütfen...] bu durumda halen deniz gezmiş sempatizanları varsa kusura bakmasınlar ama vatan hainleridir!! [ah ah ah ah... "a => b. ben önermemi ispatladım, siz düşünün gerisini" diyor arkadaş. deniz gezmiş hakkında bilgisi olmayan pek çok insan, herhalde bu kadar uzun ve ciddi bir yazıyı okuduktan sonra, şüphesiz deniz'in de, sempatizanların da vatan haini olduklarına zerre şüphesi kalmamıştır. keşke bilgili olanları da iknâ edebilecek, en azından düşünmeye sevk edecek bir yazı yazsaydı, yazdığına değseydi...] türk askerine teslim olan kahpe-pkk zihniyetininde idolü deniz gezmiştir! [bundan sonra her k-pkk'liye bir deniz gezmiş gözüyle bakacağım. ama bu k-pkk'liler niye teslim oluyor askere? onlar asker ile birlikte pkk'ye karşı işbirliğine gidiyor olmalıydı zannımca.] (komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını leninizm (marksizm-leninizm)'dir. marksist leninizm'e göre komünizme giden süreç burjuvazinin ortadan kalkmasını sağlayacak olan proletarya diktatörlüğüyle başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm aşamasına geçilecektir. marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır!) [amanin çok korktum. arkadaş bu paragrafı, ne kadar bilgili olduğunu göstermek için yazmış diyecektim ama google'da aradım, kaynak http://tr.wikipedia.org/wiki/Komünizm imiş. kahrolsun deniz gezmiş ve kahrolsun yandaşları!! farkedildiği üzere, ben sadece kapalı parantezler içindeki kısmı yazdım. bu yazı bir facebook grubuna ait. başlığı da gruptan alıntıladım. üçbinin üzerinde olmasaydı üye sayısı, buraya yazmaya gerek duymazdım belki. ama bir şekilde, karşılaştığım sayı ve üyeleri incelediğimde ortaya çıkan yaş ortalaması, bunun dikkat çekilmeyi hakeden bir `saçmalık` olduğunu gösterdi. neresinden tutayım, neresine ne yazayım bilmiyorum hakikaten. öyle ipe sapa gelmez bir giriş yazısı yazmışlar ki... edit : grubun adresini vermemişim, şuradan buyrun : http://www.facebook.com/group.php?gid=12906380990 0 yorum var - 05 Aralık 2008 14:17cemevi, “devrim kanunları”na aykırı değil mi? [benim istediklerim meşruiyet kazanamıyorsa, benim istemediklerim de meşru olamaz!] benim şahsi düşüncemi sorarsanız, ben özgürlükten yanayım.. [yukarıdaki başlıktan sonra ne güzel bir girizgâh oldu bu, devam edelim bakalım] cemevlerinden bahsedeceğim. [biliyoruz, başlıkta söyledin, hatta muhtemelen "devrim kanunları"na aykırılığını ispatlayacaksın kendince...] cemevlerinin açılması, yaygınlaşması; eğer bir ihtiyaç olarak görülüyorsa, benim için de hiç sorun değil. [camiler de benim için sorun değil, kiliseler de ve diğerleri de. `uçan spagetti canavarı` için tapınak yapılsa, erinmem giderim, gerçekten giderim! ama şunu -se -sa şeklinde yazma be kardeşim, kör değilsin ya, açılması ve yaygınlaşmarı gerekli. bir ibadethane çünkü orası, ihtiyaç duyanı da var tabii ki!] “bir özgürlüktür” der, geçerim.. [geçemediğin belli, gocunmuşsun bir şeylere, bak şimdi yazıyorsun...] ama, üniversitedeki öğrencinin başındaki örtüye bile “devrimkanunları” gerekçesi ile karşı çıkanların, devrimkanunlarının anası konumundaki 677 sayılı kanundaki yasaklamalara ne diyeceklerini de merak ediyorum. [ahahahaha! ne diyecekler, o kanun tekke ve zaviyeleri kapatıyor, cemevi bir tekke değildir diyecek. en azından ben öyle derim, yukarıda demişim zaten. tezin bu mu yani, türban yasadışıysa, cemevi de olmalı. e camiyi de yasadışı yapalım o zaman!] öyle ya, 677 sayılı kanunda ve diğer kanunlarda açıkça başörtü yasağı şeklinde bir düzenleme olmadığı halde, insanlara bu yasak dayatılıyor.. kanunlarda yasak olmaması bir yana, üniversiteler için, “kılık kıyafet serbesttir” şeklinde, bugün dahi bir kanun maddesi olduğu halde, başörtü yasağı fiilen yürürlükte.. [hukukçu musun, ne derece hakimsin olaya bilmiyorum. ben hakim değilim, o yüzden çokyorum yapmayacağım bu sözüne. ama bu fiili uygulamanın yasal dayanakları olduğu kanısındayım. yoksa mahkemeden dönmezdi yasal değişiklik, değil mi?] sonra geliyoruz, cemevleri konusunda açılımlar tartışılırken, hiç kimsenin aklına, “devrimkanunları” gelmiyor.. [senin gelmiş ya! yok canım, sadece senin değil, hükümetin de aklına gelmiş, `akp'nin alevi açılımı` dediğimiz şey, ondan olsa gerek. ve akıllarına gelince görmüşler ki, alevilerin oylarını almak için devrim kanunları hiçe sayılabilir. eğer cemevi dediğimiz şey tekke olsaydı, öyle olacaktı en azından. ama varsayımın baştan hatalı olduğu için, kaybediyorsun. iddian geçerliliğini yitiriyor, ama yine de okuyacağız yazdıklarını.] birileri bizim önümüze, “devrimkanunları”nı gerekçe göstererek, yasaklar koyuyorsa, biz de onların önüne, aynı kanunları koyarak yasakları dayatalım anlamında söylemiyorum. [tabiii... tabiii... :) külahıma anlat sen onu! hayır, yasakları koyanlar aleviler olsa, gam yemeyeceğim. ota boka alevilere saldırmaktan yorulmadınız mı be?] ama, bize yasak dayatanlarla, “cemevi konusunda açılım isteyenler” aynı görüşün elemanları ise, yine oynanan tiyatroyu öylece seyir ile mi yetineceğiz? [yasağın kalkmasını engelleyen mahkeme idi, açılım yapmaya çalışan akp. yıllardır açılım peşinde koşan ise aynı aleviler. bunların hepsi aynı görüşte ise fevkalade enteresan bir oyun çıkardı ortaya. ama yazık, değil. zira senin şimdi söylediğin şeyi, akp milletvekili `said yazıcıoğlu` epeyce önce söyledi. gerçi kendisi daha bugün madımak oteli'nin kamulaştırılmasıyla ilgili olarak tarihi bir gaf yaptı ama... (bkz: madimak oteli ni istismar konusu olmaktan cikarmak) herhalde farkında değilsin sen olan bitenin...] buyrun, “devrim kanunları” diye edebiyatı yapılan kanunların en önemlisini bir okuyalım.. [okuyalım! (isteyenler için özel bakınız : `677 sayılı kanun`] önce kanunun ismini vereyim: “tekke ve zaviyelerle türbelerin seddine ve türbedarlıklar ile birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun”! anlamı kısaca şu: “tekke ve zaviyeler kapanmıştır. cami veya mescid şeklinde olanlar ise korunacaktır.” [güzel özetledin pekâla...] tekke ve zaviye ile ifade edilen şey, aslında cemevlerini de içerir.. [mesele bu işte, bu çıkarımı nerenden yapıyorsun? cesaretin varsa, git sor iki aleviye, bak bakalım ne diyorlar sana...] ben maddenin tümünün yanlış olduğu iddiasındayım.. ama bu tartışma ayrı.. [farketmez, fatih'e git şimdiye kadar gitmediysen, çarşamba'da kaç tarikat yaşıyor say, zaten bilmiyorsan... bu madde sizin cenaha tümden yanlış gelir tabii, tarikatlarınızın işine gelmiyor. kaçak kuran kurslarının kapatılamamasından bahsetmiyorum bu arada, farkında mısın?...] şu an, daha vahim bir durum var... [hadi ya! az önce işine geldiği gibi, tüm cemevleri'ni yasadışı ilân etmedin mi? daha ne yapacaksın?] tekrar belirteyim, cemevlerinin açılması, hatta kanuni güvencelere bağlanması, beni hiç rahatsız etmez. [tabiii... sen anlat, biz dinleyelim, başka ne masalın kaldı?] gereksiz tanım : farklı vücutlarda, farklı kılıklarda hayat bulmaktadır. bunu ortaya atan dimağların aynı düşünsel kökten filizlendiğini izah etmeye bile gerek yok... kaynak : http://habervaktim.com/yazar/9523/cemevi_devrim_kanunlarina_aykiri_degil_mi_.html 0 yorum var - 05 Aralık 2008 14:13`akp'nin alevi açılımı`'nın ilk adımı! aslında güzel bir şekilde başlıyor her şey, internette gazeteyi açıyorum, başlık "madımak kamulaştırılıyor", fevkalade bir haber. nihayetinde niyetlerinin alevi açılımını temellendirmek olduğunun farkındayız tabii ki, bu çokyüzlülüğü tasvip etmesem de, gelecekte madımak'ı propaganda malzemesi olarak kullanacak olsalar da, "`madımak müze olsun`" sözlerimizin bir yere varacağını görmenin sevincini yaşıyorum. haberin ilk iki paragrafını iyi bir ruh haliyle okuyorum, gerçi bu iş ile ilgilenen kişinin "`cemevi'ni tekke olarak görmek`" başlığında eleştirdiğim `said yazıcıoğlu` olmasından kaykalanan bir huzursuzluk yok değil içimde. atalarımızın deneyimlerinden biliyoruz ki, dünün boku bugün kokar, ak olmaz. neyse efenim, aman alınmasın, sözüm `bakan`a değil, onun da dahil olduğu bakış açısına. yani, bir hakaret yok burada kendisine. ve fakat üçüncü paragrafta yapıyor yapacağını yazıcıoğlu, kendisi şöyle buyuruyor : "vali takip ediyor. o konuyu çözüceğiz. orada nezih bir ortam oluşturma talebimiz var. kısa sürede oluştururuz. istismar konusu olmaktan çıkarırız. kültür merkezi olabilir herkesin istifade edebileceği nezih bir ortam olacak". valiye talimat verilmiş, o konuyu çözeceklermiş, tamam. orada nezih bir ortam oluşturma talebi onlara değil bize ait. onlar talep edilen muhataplar, hadi görmezden gelelim bunu. kısa süreye de sözüm yok, ama "istismar konusu olmaktan çıkarırız" ne demek? sonra da tam bir şey yapılacak diye umutlanırken, görüyoruz ki, madımak'ın kamulaştırılmasının nedeni aydınların/alevilerin madımak'ı istismar etmesini engellemek için yapılıyormuş meğersem. kafamı mı duvar vurayım, yoksa başkalarının kafasını mı, bilemiyorum. böyle saçma, böyle anlamsız bir açıklama gerçekten çalışan bir beyinin ürünü olamaz zira. hem, ben çok merak ediyorum, seçim yatırımı olarak da olsa kamulaştırılmasına sevinen ben salak mı istismar ediyorum madımak'ı, yoksa onu bir seçim yatırımı, alevi açılımının ilk adımı olarak kullanmaktan geri kalmayanlar mı? kaynak : http://cnnturk.com/2008/turkiye/12/04/madimak.oteli.kamulastiriliyor/503533.0/index.html not : radikal internet sitesinde olmasa da, gazetesinde anlamlı bir başlık atılmış : "bakana göre madımak istismar ediliyor" 0 yorum var - 05 Aralık 2008 14:12itiraf et, sol frame'de başlığı görünce, `airlangga` yazdı sandın. evet, başbakan erdoğan böyle buyurmuş. yani demek istemiş ki, "değişime direnmek diye bir şey yok kitabımızda". tabii, burada direnmedikleri değişimin ne olduğu, bu değişime kimlerin ve hangi nedenlerle direndiği ayrı bir tahlil konusu. neyse, mr. erdoğan bununla da kalmamış tabii, keşke kalsaydı diyeceğimiz anlar geride kaldı, yeni nanelere hazrolun! [şu dakikadan sonra köşeli parantez içinde yazılı her cümle bana aittir.] başbakan erdoğan ak parti’nin demokrasi ve hukuk çizgisinden asla sapmayacağını belirterek ‘biz her alanda `ezber bozan bir partiyiz`’ dedi. [hukuk çizgisinden sapıp sapmadığını hukukçular tartışsın, demokrasi çizgisi hakkında iki kelâm etmek gerek. akp'nin tek yanlı ve `kendine müslüman` demokrasi anlayışını ve bu noktada sarfettiği enerjiyi düşünürsek, nasıl bir demokrasi çizgisi ortaya çıkıyor dersiniz? evet, ezber bozdular. ama, milli görüş'ün lokomotif partisinden ayrılırken yanlarında gelen kitlenin ezberini bozdular. iktidarı ellerinde tutmak için yaptıkları manevralar ile bazı milli görüşçülerin büyük ölçüde öfkesini bile kazandılar.] ak parti genel başkanı ve başbakan recep tayyip erdoğan, ‘`bu millet bir çuval kömüre`, `bir çuval una oyunu satmayacak kadar` `onurludur, gururludur,` `işte birilerinin görmediği budur’`’ dedi. erdoğan yola etnik, dinsel ve böglesel milliyetçiliğe çıkarken millete söz verdiklerini belirterek ‘3 kasım sonrasında da 22 temmuz akşamında da söylediğimiz gibi `iktidarımız, sadece kendi bildiğini okuyan`, `başkalarının sesine kulağını kapatan`,` demokratik katılım mekanizmalarını tıkayan` `bir iktidar değildir`’’ diye konuştu. [ bu milletin oyunu yıllardır bir çuval kömür, bir çuval unla toplayanların ağzından bu sözleri duymak insanı şaşırtmıyor. eh be kardeşim, sultanbeyli'de yaşayan pek çok insana ben dağıtmadım ya onca kömürü. bir de unutulan bir şey var, gurur karın doyurmuyor. açken, yoksunken, çocukların eve getireceğin ekmeği beklerken, kaç baba gururunu koruyabilir ki? kimi kandırıyorsunuz yahu? siz ve sizin gibiler önce aç bıraktınız bu halkı, sonra onurundan ettiniz. şimdi de yaptığınızı reddetmek için kullanıyorsunuz onları! ayrıca yola çıkmak ile ilgili cümleden pek bir şey anlaşılmıyor. erdoğan'ın ya da gazetecinin kafası karışmış herhalde. "sadece kendi bildiğini okuyan, başkalarının sesine kulağını kapatan, demokratik katılım mekanizmalarını tıkayan bir iktidar olmama" konusuna gelince. ah ulan ah, lanet ediyorum şu `göte girebilir` zıkkımına. ifade özgürlüğünü gaspetmese o gammaz seçeneği, neler söylerdim ben şimdi... başkalarnın kulağına ses kapama konusunda bir-iki bakınız vereyim, okuyun öyle gelin: (bkz: cemevi/@elsanin mecnunu), (bkz: cemevi'ni tekke olarak görmek), (bkz: 9 kasim 2008 ankara alevi mitingi) bunun `vicdani ret`'i var, ilköğretimde zorunlu din dersi var, varoğlu var...] kriz nedeniyle bazı özel bankaların kamu yatırımı yapan şirketlere bile kredi açmadığını belirten erdoğan ‘`kusura bakmasınlar bu çalımları yemeyiz’` dedi. [kasımpaşa'nın delikanlısını al siyasetçi yap, işte böyle ekonomi anlatır sana. ulan, hangi ülkenin başbakanı krize karşı böyle bir söylem üretir? yok mu söylevlerini hazırlayacak bir danışman? varsa da, bu danışman mahalleden kapı komşusu `kara bekir` mi? ] sorunlarinin çözümünün hukuk, demokrasi, kardeşlik ve barış içinde bulunabileceğine inandıklarını ifade eden erdoğan, ‘birileri kendi kafalarındaki çözüm planlarını bizim hayata geçirmemizi bekliyorlarsa kusura bakmasınlar bu bir beyhude bekleyiştir. ama ortak akıl oluşturuyorsa bu beklenti, onu da başımız, gözümüz üstünde değerlendirir ve onu da hemen uygulamaya koyarız’’ dedi. erdoğan, 2002’den bu yana doğu ve güneydoğu anadolu illerine 11.6 milyar ytl yatırım yapıldığını anlatarak, şöyle devam etti: ‘’benim kürt kardeşim kendi dilinde kürtçe türkü söylediği için takibata uğruyordu. trt ocak ayından itibaren 24 saat kürtçe yayına girecek. bu noktalara ulaştık. billboardlarda kendi dilinde istediği reklamını yapabiliyor. `asimile edici tutum sergilemedik`., terörün, terör yandaşlarının tehdidine rağmen gidiyor ve tek tek o illeri ziyaret ediyoruz. sorunları yerinde tespit ediyoruz. bazı yerlerde sıkıntılar oluyor. niye? hazmedemiyorlar, hazımsızlık var. büyük geliyor bu yatırımlar onlara.’ [tüm sözlerinden geçtim de, şu "asimile edici tutum sergilemedik" ayrı bir ilgiyi hakediyor. `türkiye'de kültür tektir o da islamdır` diyen bir akp milletvekili değil miydi? sadece müslümanlara yönelik mi bu koruma tavrı yani? kürtler halkı'nda vücut bulan milliyetçi uyanış(!)ı bastırmak için dinsel birlik bağları mı zorlanıyor? yoksa bana mı öyle geliyor?] http://www.stargazete.com/politika/ak-parti-nin-lugatinda-statukoculuk-yoktur-151833.htm 4 yorum var - 05 Aralık 2008 14:11sabah kahvaltımı yaparken, haltedip bir yandan haberleri izliyorum. salacak sahilinde karaya oturan üç gemi ile ilgili haber yapmışlar. spiker de farkediyor abukluğu, gidip ufak çaplı bir röportaj yapıyor kendisiyle. - (anlamsız giriş sorusu) daha önce karaya vuran gemilere karşı çekirdek yemiş miydiniz böyle? neyse ki röportaj bir soruluk daha sürüyor ve haber geçiyor. şimdi, spor yaparken çekirdek yemesine mi laf edeyim teyzenin, çekirdeğin kabuğunu denize atmasına mı, yoksa spor yapmaya çıkarken çekirdeği hangi ara bulup da cebine koymasına mı? özetle, `karaya oturan gemiyi çekirdek çitleyerek seyretmek`, insanın kendine yakışanı giymesidir. ki eminim, teyze uysa da kodu, uymasa da kodu canlar... kaynak : `show tv` 2 yorum var - 20 Kasım 2008 23:35(Sosyomat notu: Vurguları yakalayabilmek için ekşi sözlükten okumanız daha iyi olacaktır. Okuma arzusunda olanlara sesleniyorum tabii... Adres : http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=masumane+bir+sekilde+kara+carsafla+ortunmek%2F%40elsanin+mecn ) evet, biraz garip bir durum tanımlamaya çalıştığım. `masumane bir şekilde örtünmek` kaynağı `deniz baykal`'a dayanan bir veri. --- `alıntı` ---
ne anlıyoruz bu sözlerden? sadece bununla kalmıyoruz, partiyi yıllardır elinde tutan baykal'ın tutuştuğunu da anlıyoruz aslında. kara çarşaf ve tercih olması konusunda ise : (bkz: kara çarsaf garabetinin tercih olduğu safsatası) madem bu insanlar kızları çarşaflı olsun istemiyor, madem bu kadar sevmiyorlar kara çarşafı, neden bürünmekten vazgeçmiyorlar.
chp de akp gibi dini siyasete alet eden partiler kategorisine girdi de ondan korkuyorlardır.
kürt kelimesinden korktu mu hemen organizasyonun kendisine ait olmadığını söyledi acaba baykal. ayrıca, tdk'dan kontrol ettim, mutaassıp vallahi de billahi de bağnaz demek. "kanunlara uyan bağnazlara canım feda!" mı demek istiyor baykal, anlamadım ki! --- `alıntı` ---
evet, evet, sadece ekonomik anlamda `liberalizm`'i savunanlaradır sözü. başka kime olacak?
çevir kazı yanmasın? evet efendim, anladığımız şekliyle, masumane bir şekilde kara çarşafla örtünmek, chp'li olmakla mümkündür. kaynak : http://www.sabah.com.tr/haber,B7B8AA02B95645F6B36DA25FD500B0B3.html 7 yorum var - 19 Kasım 2008 16:44(öncelikle bkz: ne içtiysen ben de istiyorum) babaşakan erdoğan, cern'de poz verip açıklamalar yaptıktan sonra yurda döndü malumunuz (keşki dönmeyeydi diyenler el kaldırsın!) , ayağının tozuyla da açıklamalarda bulundu kendisi. meğerse ülkemizde kriz yokmuş. bundan çıkar sağlamaya çalışanları da affetmeyeceklermiş. hakikaten ya? ne krizi? hep bizim olumsuz bakışımız bu! doğalgaza, elektiriğe %60'ın üzerinde zam gelmedi. dolar, oyro alıp başını gitmedi. kur akar yatağını bulur çünkü. akbank'ın 1500 den fazla çalışanı işten çıkarması söz konusu bile değil. emlak sektörü, otomotiv sektörü durmadı. hatta, tofaş üretime ara bile vermedi. yok yok, hep ben olumsuz baktığım için böyle görüyorum. secret bize ne öğretti? evren yaydığımız sinyallere göre davranıyor bize. o zaman, hep bep beraber, ortak bir bilinç yaratıyor, pozitif düşünüyoruz arkadaşlar! oommmmm... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir... tayyibin aksine, biz bu inançla, 2009'un ilk altı ayını bile atlatırız şerefsizim! 6 yorum var - 18 Kasım 2008 12:43--- alıntı --- chp gaziantep milletvekili yaşar ağyüz, ekonomik krizin halkla birlikte hissedilmesi ve yaşanması amacıyla milletvekili maşlarının yarı yarıya azaltılmasını önerdi. chp'li ağyüz'ün bu önerisine milletvekillerinden farklı tepkiler geldi. tbmm'de yazılı bir açıklama yapan yaşar ağyüz, ekonomik krizi dar gelirli vatandaşların üzerine yığan maliye bakanlığı'nın, krize karşı alınabilecek tedbileri gözardı ettiğini ifade etti. krize karşı tasarrufu öneren ve tasarrufa devlet kurumlarından başlanmasını isteyen ağyüz, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık ödeneklerinin azaltılması gerektiğini dile getirdi. belediyelerin lüks reklam harcamaları ile kamuya lüks araç alımı ve kiralanmasından vazgeçilmesini talep eden chp'li ağyüz, kamuya ait kit'lerin yönetim kurulu üyelerinin maaşlarının yarı yarıya düşürülmesini istedi. ağyüz, açıklamasında, "ekonomik krizi halkla birlikte duymak ve yaşamak istiyorsak, kriz sürecinde milletvekili maaşları yarı yarıya düşürülmelidir." dedi. çiftçiye, esnafa ve kredi kartı mağdurlarına gerekli kolaylıkları içeren paketlerin zaman geçirilmeden açıklanması gerektiğini belirten ağyüz, krizden çıkışın ancak yolsuzlukların önlenmesiyle mümkün olabileceğini kaydetti. --- alıntı --- son zamanlarda tbmm'den çıkmış, en insancıl, en duyarlı tepkidir bu istek. merak ettim, internetten baktım, milletvekili maaşları 13.000 ytl imiş. ""*"" ama gelin görün ki, bu söylem suskunlukla karşılanıyor, kendi partisinden destek dahi görmüyor bu sözleri söyleyen milletvekili. demek ki neymiş, sayın ünüvar, 13.000 ytl ile ancak geçinebiliyormuş. vah diyorum kendisine, vah vah! chp afyonkarahisar milletvekili halil ünlütepe ise, milletvekili maaşlarının yarıya indirilmesinin, ekonomik krizin önlenmesine bir katkı sağlamayacağını söylemiş. ünlütepe, bunun yerine daha ciddi tedbirlerin alınması gerektiğini kaydetmiş, sağolsun. bu da "ben maaşımdan vazeçmem"in kibarcası olsa gerek. daha güzeli de var : chp edirne milletvekili rasim çakır, "bence çok spekülatif bir yaklaşım. oportünistçe bir yorum." dedi. bir tek, dtp diyarbakır milletvekili akın birdal destek vermiş. kendisi, milletvekillerinin halkla her şeyi paylaşması gerektiğini ifade ederek, "küresel mali kirizin ekonomik ve sosyal hayatımıza gerçekten etkileri neyse, bunu paylaşmak gerekiyor." demiş. sorsalardı, ufuk uras da destek verirdi bu öneriye. halkımın kendisini yönetmek üzere seçtiği insanların bu tutumu gözlerimi yaşartıyor vallahi.
kaynak : http://www.haberturk.com/haber.asp?id=109298&cat=160&dt=2008/11/17 ha! habervaktim haberi, chp'li vekilden maaşlı şov başlığıyla vermiş. http://www.habervaktim.com/haber/42565/chpli_vekilden_maasli_sov.html 0 yorum var - 18 Kasım 2008 11:24bennu yıldırımlar'ın takdire şayan beyanatı. 2010'da kültür başkenti olacak istanbul'un, opera ve bale için değil bir, on-onbeş akm'ye ihtiyacı olduğunu söyleyen yıldırımlar, akm'ye kapatıldığından beri tek bir çivi bile çakılmadığını, cami inşaatına harcanan paralar ile akm'nin pekâla yapılabileceğini söylemiş, bence iyi de etmiş bu sözleri söyleyerek. ama gelin siz habervaktim'in haberi sunumunu görün : http://www.habervaktim.com/haber/42358/cami_yapilacagina.html öyle açık bir tahrik amacıyla, zübükzadevari bir şekilde sunulmuş ki haber, insanı çileden çıkartıyor. birinci not : biliyorum, şimdi yıldırımlar'ın sözüne karşı çıkanlar olacak, camilerin halkın parasıyla inşa edildiğini söyleyenler olacak. (bkz: alevi köyüne cami inşa etmek) ikinci not : yukarıda eleştirdiğimi yapmayınız, tepki gösterecekseniz dahi, bunu zübükvari bir şekilde yapmayın. başka kaynaklar : http://haber.vatanim.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=209124&Categoryid=11 6 yorum var - 15 Kasım 2008 13:28`hükümetin büyük hedefi`'dir. sağolsun, başesgioğlu hedefini çok net bir şekilde bildirmiş. şu anda 125.000 kişi golf oynuyormuş, hedef ise 5.000.000 kişiymiş! hayır, halk aç, iş yok, kriz var diye ağlanmayacağım. golf sahalarında kullanılan suyun dünya temiz su kaynaklarına oranını söylemeyeceğim, bu anlamsız temiz su tüketimine (katliamına?) dair çevreci söylemler üretmeyeceğim. "ege ve akdeniz bölgesinde yılın 12 ayı yapılabilecek bu spor sayesinde hem turizm hem spor alanında dev adımlar atılacağından kimsenin şüphesi olmasın" sözlerinin olası orman yangınlarının tetikçisi olacağından, yaratılacak ranttan da bahsetmeyeceğim. yorganı başımın üstüne çekip, gözlerimi kapatacak ve uyuyacağım ben. yıllardır bunlar ve bunlar gibileri iktidara taşıyan, ülkenin talan edilmesine göz yuman, kendisine dokunmayan yılanları baş tacı yapan halkımın yaptığı gibi. rehamuhtarvari son : iyi geceler türkiye! her nerede uyuyor ve nasıl olup da uyurken bile hem soyulduğunun hem de düzüldüğünün farkına varmıyorsan... kaynak : http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Hukumetin_buyuk_hedefi_208891_9&Newsid=208891 1 yorum var - 14 Kasım 2008 15:27Kaçınız bilir, bilmem. Hayatını vakfa ve matematiğe harcayan bu adamın başı bir süredir mali problemlerle biraz dertte. Zira Matematik Dünyası'nın satışı son bir yılda epeyce düştü. Bir dönem satışı 10.000'lerin üstüne çıkan bu derginin yaşaması için, siz duyarlı dostların yardımlarını bekliyoruz bu yüzden. Sözü Ali'ye bırakayım şimdilik : 22 Eylul 2008. Sonradan Eklenmiş Not: "Event'e katilmak" dergiye bir sey kazandirmiyor. Abone olmak ve abone bulmak lazim. Uc ayda bir cikan derginin her sayisinin maliyeti 36.000 YTL. (Uc aylik maliyetin ayrintilarini ayrica bildirdim katilimcilara.) Derginin bayi satis fiyati, yani kapak fiyati 5 YTL. Bunun ancak 3-3,5 YTL'si dergiye geliyor, gerisi dagitimcida, bayide, kitapcida kaliyor, ya da biz abonelere indirim yapiyoruz. Demek ki uc ayda en az 11.000 dergi satmaliyiz ki 36.000 YTL'lik gideri karsilayabilelim. Oysa su anda uc aylik dergi satisi 8500'u ancak buluyor. (2000 kadar eski sayi + 6500 kadar yeni sayi). Agresif bir kampanya yapmazsak bu dergi cikamayacak. Lutfen bir caba gosterin. Matematikle ilgileniyorsaniz oncelikle siz abone olun. Ilgilenenleri abone olmaya tesvik edin. Matematik okuyan her ogrencinin dergiye abone olmasi gerekir, oncelikle matematik icin, ama mesleki ve toplumsal dayanisma icin de. Bu etkinligi dostlariniza dagitirsaniz sevinirim. Matematik ve gencler adina cok tesekkur ederim. Ali Nesin http://www.facebook.com/event.php?eid=32286018147&ref=ts Umarım, Sosyomat'tan da destek verecek duyarlı insanlara ulaşabilirim bu yazı vesilesiyle. Sevgiler, 0 yorum var - 14 Kasım 2008 15:20küçük çocuklarda pek yaygın olan temizlenme yöntemi. ama bunun daha kötüsü de var. anlatayım da dinleyin : bizim doğuştan laz sonradan egeli osman abi (bkz: http://elsanin-mecnunu.sosyomat.com/blog/2116329) köye gider birkaç yıl önce. karadenizin bilmemneresinde bir köy işte, mesele köy değil zaten. köyden ayrılmadan önceki gün hijyen konusunda hastalıklı bir takıntısı olmasıyla ünlü kuzenini ziyaret eder. oturduğu süre boyunca kuzeninin burnu devamlı akan küçük oğluna nasıl burnunu peçeteye silmeyi öğretmeye çalıştığını görür. o anda aklına bir pislik gelir tabii. osman abi, kuzenini ikidebir bir bahaneyle odadan göndermeye başlar ve bu süre boyunca çocuğa burnunu peçeteye silmek yerine kazağını yukarıp çekip koluna silmeyi ve kazağı geri indirmeyi öğretir. tabii ki bunu annesine farkettirmemesi konusunda iyicene bir tembihler veledi. bir iki saat sonra tüm mahalleyi ayaklandıran "osmaaan!" sesinden ve ardısıra gelen küfürlerden, deneyinin işe yaradığını ve köyü terketme zamanının geldiğini de anlar. zira öğrendiğine göre, kazak çocuğun koluna yapışmıştır ve annesi çocuğu yatağa sokmak için üstünü soyarken acı gerçekle yüzyüze gelmiştir. 0 yorum var - 14 Kasım 2008 15:02munzur bava/munzur baba efsanesi şöyledir : zamanın birinde bir pir varmış dersim'de, onun da bir tek kızı. kızı bir gün ölüvermiş. ama hikaye o ya, dede her gece kızını rüyasında görmeye başlamış. kızı, “baba” dermiş “benim mezarımı aç. bende bir emanet var, onu al ve götür.” sonunda dede gördüğü rüyayı taliplerine anlatmış. ve bunun üzerine karar verip mezarı açmışlar. görmüşler ki, kızın tabutunun içinde beşiğe benzer bir şeyin içerisinde bir çocuk şahadet parmağını emmekte. çocuğu hemen oradan almışlar dede ve talipleri. ve kız son bir kez daha görünmüş babasına rüyasında, “çocuğun adını ‘munzur’ bırakın.” demiş bahtsız taze. gel zaman git zaman munzur, yedi yaşına gelmiş ve bugünün hesabıyla tunceli’nin ovacık ilçesine bağlı koyungölü civarında yaşayan bir ağanın koyunlarını gütmek için yanında çobanlık yapmaya başlamış. munzur’un ağası hac zamanı geldiğinde hacca gitmiş. ağasının hacda olduğu bir gün, munzur ağanın hanımının yanına gelmiş ve : -hanımım, ağamın canı sıcak helva ister. helvayı yaparsan ben kendisine götürürüm, demiş. ağanın hanımı önce şaşırmış, sonra "herhalde zavallı çobanın canı helva yemek istiyor, doğrudan söylemeye dili varmıyor, utanıyor. ağasını da bahane ediyor. kendisine bir helva yapayım da yesin" diye düşünmüş. helvayı pişirip, bir bohçanın içine bağlamış ve munzur’a; -al evladım götür, demiş. o sırada ağa hacda namaz kılmaktaymış. namaz sırasında sağa selam verirken bir de bakmış ki,yanında elinde bir bohça ile munzur dikilmiş duruyor. namazını bitirip munzur’a; -hoş geldin evladım, burada ne arıyorsun? nedir o elindeki? demiş. munzur da : -ağam canın sıcak helva istemişti, onu sana getirdim, diye cevaplamış. elindeki bohçayı ağasına uzatmış tabii. ağası bohçayı açmış ve bir bakmış ki içinde sıcacık helva paketlenmiş duruyor. hayretler içinde munzur’a bir şeyler söylemek için başını çevirdiğinde munzur'un yanında olmadığını görmüş. ağa hac görevini tamamlayıp köyüne döndüğünde komşuları herkes elinde bir hediye ile hacıyı karşılamaya giderler. ağa munzur’u görünce yanındakilere; - asıl hacı munzur’dur. öpülecek el varsa munzur’un elidir. önce ben öpeceğim der ve munzur’a doğru koşar. munzur ise : -aman ağam allah aşkına. böyle bir şey olmaz. ben yıllarca senin ekmeğinle, aşınla büyüdüm. sen nasıl benim elimi öpersin. ben sana elimi öptürmem, der ve kaçmaya başlar. munzur önde, ağa ve yanındakiler arkasında bir kovalamaca başlar. şimdiki munzur ırmağının çıktığı ilk yere geldikleri zaman munzur’un elindeki süt dolu çanak dökülür ve sütün döküldüğü yerde, süt gibi bembeyaz bir su fışkırır. munzur kırk adım daha atar. fışkıran bu sulardan bir ırmak meydana gelir. munzur’un arkasından koşanlar bu ırmaktan öteye geçemezler. munzur da dağlarda kaybolur gider. 4 yorum var - 14 Kasım 2008 15:02Önce haberi verelim : Polis artık 'demir cop' kullanacak Emniyet, tartışma doğuracak yeni bir uygulamaya geçiyor. Asayiş polisleri artık demir cop kullanacak. Ölüm ve yaralama olaylarının yaşanmaması için de bütün personel eğitimden geçirilecek: "Kafa, kol ve dirseklere değil, kaba ete vurun." Emniyet teşkilatı, plastik yerine 'demir cop' kullanmaya hazırlanıyor. Asayiş ekiplerine dağıtılacak yeni coplar, yarım metre uzunluğunda olmasına rağmen, içe doğru katlanarak 15 santimetreye kadar küçültülebiliyor. Böylece polis, copu kolaylıkla kamufle ederek kemerine takabilecek. Emniyet, bu sayede toplumda 'cop korkusu' oluşturulmasının önüne geçileceğini düşünüyor. Polis, geri dönülmez kazalara yol açmamak için kafa, kol, dirsek gibi bölgelere copla vurmayacak. Demir copların doğru kullanılması, yanlış darbelerle ölüm ve yaralanmaya yol açılmaması için asayiş ekipleri eğitimden geçiriliyor. Toplumsal olaylarda görev yapan Çevik Kuvvet'e ise bu coplardan dağıtılmayacak. Copun nasıl kullanılacağı tek tek anlatılıyor. Buna göre polis, sert bir hareketle copu kılıfından çıkaracak. İleri doğru sallayınca cop otomatik mekanizma gibi açılacak. Demirin sesi karşıdaki kişi için erken uyarı olacak. Sesi işiten şüphelinin, direnmekten vazgeçeceği hesaplanıyor. Vücut bütünlüğüne zarar vermemek için cop, kafa, kol, dirsek gibi kırılgan yerlere vurulmayacak. Bir defa kullanılacak ve kaba ete vurulacak. İlk darbeyi alan şüpheli, darbenin etkisiyle etkisiz hale getirilecek. Emniyet kaynakları, demir copların Avrupa ülkelerinde polis ve jandarma ekipleri tarafından da kullanıldığını belirtiyor. Genel müdürlük tarafından Avrupa'dan ithal edilen demir copların önce bazı büyük şehirlerde kullanılacağı, pilot uygulamadan beklenen sonuç alınırsa ülke geneline yaygınlaştırılacağı öğrenildi. Türkiye'de özel güvenlik kuruluşlarının tercih ettiği copların yakın zamanda jandarmanın da ilgisini çekeceği kaydediliyor. Demir copun tercih gerekçeleri şöyle: Sivil hayatla barışık bir polis prototipi oluşturmak. Katlanabilir özelliği sayesinde copu gizleyebilmek. Çıkaracağı sesle göstericileri ürküterek eylemden vazgeçirmek. Şüpheliyi tek darbeyle etkisiz hale getirmek. --------------- aslında mesele polisin sadece demir cop kullanması değildir. adresten de görüldüğü üzere penis şeklinde cop kullanmasıdır. --- alıntı --- polis, geri dönülmez kazalara yol açmamak için kafa, kol, dirsek gibi bölgelere copla vurmayacak. --- alıntı --- ben de yedim?! --- alıntı --- demir copların doğru kullanılması, yanlış darbelerle ölüm ve yaralanmaya yol açılmaması için asayiş ekipleri eğitimden geçiriliyor. toplumsal olaylarda görev yapan çevik kuvvet'e ise bu coplardan dağıtılmayacak. --- alıntı --- çok afedersiniz ama madem gerekçeleri sivilleri korumak, bu copun çevik kuvvet ekiplerine dağıtılmaması.: - sivil hayatla barışık bir çevik kuvvet prototipi oluşturmamak, anlamına gelmiyor mu? yoksa ben mi ters okuyorum?... yoksa, çevik kuvvet ekipleri vücut bütünlüğüne zarar vermek için kafa, kol, dirsek gibi kırılgan yerlere vurma hakkına sahip de, bu copla vurulamayacağı için mi onlara verilmiyor. hayır, biliyorum, öyle de böyle de, bu copun tadına bakacağız. kendisini uygulanırken gözlemleme şansı elde edeceğiz. ben hesaplarını anlamadım, bunlar hesapta iyilik mi kötülük mü yaptılar, anlayan benim gibi anlamayanlara anlatsın lütfen. pls öpt tşk by! 0 yorum var - 14 Kasım 2008 15:02şah haydar seyyid mahmud-i hayrani’nin oğludur. zeve yakınlarında bulunan zargovit tepesinde hayvanlarını otlatmak için bir ev yapar. burada hayvanlarıyla meşgul olur. kışın zemherisinde keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören seyyid mahmud-i hayrani “acaba şah haydar bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar.” diye merak eder ve şah haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. bir de bakar ki şah haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdiriyorsa o ağaç hemen yeşeriyor. taze filizlerle süsleniyor, keçiler de bu filizlerden yiyerek besleniyorlar. seyyid mahmud-i hayrani bu durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. ancak o sırada bir keçi, birkaç kez üst üste hapşırır. şah haydar ne oldu babam derviş mahmud’umu gördün ki bu kadar hapşırırsın, der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür. babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için mahcup olur. mahcubiyetinden kaçıp halen düzgün baba dağı olarak söylenen bir tepeye çıkar ve burada mekan tutar. rivayet olunur ki şah haydar babasına ismen hitap ettiği için mahcubiyetinden ötürü kaçtığı zaman ayağında kışın karda giyilen hedik veya leken varmış. bu hediklerle zargovit’ten düzgün baba tepesine kadar (takriben 5 km.) üç adım atmış, bastığı her yerde hedikler taşa iz bırakmıştır. bu izler hala durmaktadır. şah haydar bir iki gün eve gelmeyince annesi endişelenir. durumunu öğrenmesi için şah haydar’ın babasına rica eder. o da yanındaki müritlerine “gidin bakın bakalım bizim şah haydar ne alemde?” der. müritlerden birkaç kişi 2500 metre yükseklikteki dağın tepesine çıkıp şah haydar ile görüşürler. durumunun iyi olduğunu ve herhangi bir sorununun olmadığını öğrenerek tekrar zeve’ye dönerler. seyyid mahmud-i hayrani’ye, şah haydar’ın durumu düzgündü, merak edilecek herhangi bir şey yoktur. selam ve hürmet eder ellerinizden öper derler. bu işi düzgündür sözü dilden dile dolaşır ve asıl adı şah haydar olan bu zata artık bir süre sonra düzgün baba olarak bir isim atfedilir. o günden, bugüne düzgün baba olarak söylenir. 0 yorum var - 14 Kasım 2008 15:01gelin pınarı nazımiye ilçesinin kuzeyinde, ilçeye 13 km. uzaklıkta dereova bucağının yanında bulunmaktadır. 30-40 metre yükseklikteki kayalardan sarkıtlar ve dikitler yaparak ince ince akan sular, alışılmış bir şelale görünümünün dışında buraya bir efsane havası vermektedir. yazın bunaltıcı sıcaklarında şelalenin 50 metre kadar yakınına varıldığında bir an da sanki binlerce vantilatörün çalışarak meydana getirdiği bir serinlik insanın bedenini sarar. kayalardan aşağıya iplik iplik akan suların gerek sesi, gerek serinliği ve gerekse manzarası görülmeye değer bir doğa harikasıdır. buranın da kendisine özgü efsanesi şöyledir : bu yörede yaşayan ailelerden birinin genç oğlu ile genç kızı evlendirilir. yeni gelin yöre adetlerine göre belli bir süre evde kaldıktan sonra, bir gün kaynanası kendisine; gelin birden şaşırır, çok üzülür. ağlamaya başlar. “daha yeni gelinim. bana elinden iş gelmez, beceriksiz gelin diyecekler. benimle alay edecekler, diye sızlanır. bir yandan da kara keçiye beddualar yağdırır. o sırada gelinin geciktiğini gören kaynana, yüksekçe bir yere çıkarak acele gelmesi için gelinine seslenir. gelin mahcup ve üzgün bir şekilde, önündeki boş bakracı, boş götürmektense yaratana sığınarak yanındaki pınardan su ile doldurur ve ağzına da bir bez kapatarak, o şekilde eve getirerek sepetin altına koyar. bir müddet sonra sütü kaynatıp mayalamak için, bulunduğu yerden almaya gelen kaynana, bezi kaldırdığında bakracın içindeki su süt olmuştur. bir kenarda durarak olanları üzüntü ile seyreden gelin, kendisini mahcup etmediği için tanrıya şükreder. o gün, bugündür bu pınarlardan akan sular koyunlar sağılmaya başladığında, süt renginde akarlar. koyunların sütü kesilince de tekrar doğal rengine döner. 2 yorum var - 01 Kasım 2008 15:58her zamdan sonra yazılı ve görsel medyada bir süre boyunca epeyce yer tutan haberlerdir bunlar. elektrik zammı olduktan sonra : çamaşırlarınızı ve bulaşığınızı gece üçten sonra yıkayın, ütünüz için ideal saatlar sabah beş ile yedi arasıdır, akşam beşten sonra ışıkları açmayın gibisinden şeyler söylerler. su zammı olduktan sonra : musluğunuzu kapalı tutun, damlıyorsa yaptırın, bulaşığı lavaboda değil leğende yıkayın gibisinden şeyler söylerler... %83'e varan doğal gaz zammından sonra : muhtemelen, soğukta üşümeden yaşamanın 101 yolunu anlatacaklar bizlere. bekleyin, akşam haberlerinde görürsünüz... peki nedir bu haberlerde bana bu kadar batan şey?! hiçbiri, "nasıl boykot yapabiliriz?", "zamma karşı hükümete ne tür bir baskı yapabiliriz?" gibi haberlere futbolcunun orası, mankenin burası, sedanın yukarısı, ibo'nun çenesi kadar yer vermiyor... vatandaşa her zammı kabullenmesi gerektiğini, karşı çıkmak yerine kemeri sıkmasını, tasarrufa yönelmesini öğütlüyor hep... ve bu beni gerçekten sinir ediyor... çözüm direnmekte, karşı çıkmakta değil, çözüm sadece -sakıp ağa efektiyle- tasarrufta tasarrufta tasarrufta... yakında hepimiz baba nasrettin'in eşeği gibi yemek yemeden, su içmeden yaşamayı öğreneceğiz, ömrümüz yeterse tabii! 0 yorum var - 24 Ekim 2008 01:41demirel'in ne demek istediği üzerine düşünüp de bir çıkarımda bulunamayan insanların ortak söylemi. evet bu adam bize bir şey anlatmaya çalışıyor. onun hafızamıza kazınan ilk sözü, denizler'in idamında menderes'lere gönderme yaptığı "uc bizden uc onlardan" oldu mesela. sonra, bir ara üniversiteleri dolaşıp bilisim hakkında konuşmaya çalıştı. şimdi de birşeyler demiş kendisi, ben anlamadım, anlayan var mı bilmiyorum. aşağıdaki alıntı habervaktim com'dandır, şiddetle tarafsız(!)dır... * Demirel, Anayasa Mahkemesi'nin üniversitelerde eğitim özgürlüğünü sağlamaya yönelik anayasa değişikliğini iptal kararının yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar açık olduğunu söyledi. Ardından da, prag bahari ile ilgili seminerin açılışında, islam dünyası ile Batı arasında başgösteren hoşgörüsüzlük, aşırılık, yabancı düşmanlığı ve kutuplaşma eğilimlerine dikkat çeken Demirel şunları söyledi: "Birtakım aşırı gruplar tarafından Avrupa'da yaşayan Müslümanlara yöneltilen nefret dolu beyanatları ve daha da önemlisi bu insanların malları ve canlarına karşı girişilen saldırıları endişeyle izlemekteyiz. içinde yaşadığımız bütünleşme ve işbirliği çağında, duvarları ortadan kaldırma yönünde birlikte çaba sarf ederken, bu tür anormalliklerin kalıcı hale gelmesine ve yen ayrım çizgileri oluşturmasına izin vermemliyiz. Çeşitlilik, korkulacak bir şey değildir. Tam tersine bir zenginlik kaynağıdır. Bu itibarla insanlar, aralarındaki farklılıklarından ziyade çoğulculuk, diyalog, insan onuruna saygı, temel özgürlükler ve cinsiyet eşitliği gibi ilkeler üzerinde odaklanmaya teşvik edilmelidir." evet, demirel sanırım yıllardır yaptığı gibi bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor, ya da öyleymiş görüntüsü veriyor. 11 yorum var - 22 Ekim 2008 14:01kahrolası ateistlerin(!) yeni propaganda methodu imiş. :) --- haber --- ingiltere'de ateist otobus kampanyasi isimli bir grup, Londra'daki otobüslerde ateizm reklami kampanyası başlattı. Kampanyaya en büyük desteği ise ateistlerin önde gelen isimlerinden ingiliz richard dawkings veriyor. Dawkings, "Adnan Oktar""'ın evrim teorisini çürüten çalışmalarından sonra, dine karşı bir kampanya başlatmıştı. Londra'daki belediye otobüslerinde yer alacak reklamlar için yardım kampanyası başlatan ateist gruplar, "Büyük ihtimalle Tanrı yok. Şimdi endişelenmeyi bırakın ve hayatınızın tadını çıkarın" sloganını kullanacak. Ateist Otobüs Kampanyası isimli grup, internetten şu ana kadar 5 bin Sterlin yardım toplarken, ateistlerin önde gelen isimlerinden Richard Dawkings ve British Humanist Association isimli kuruluşun da 11 bin Sterlin yardımda bulunmayı vaad ettiği bildirildi. Kampanyanın, yeterli miktarda para toplanmasıyla Ocak ayında başlatılacağı kaydedildi. http://www.habervaktim.com/haber/38737/ateistler_otobus_reklami_baslatti.html --- haber --- haberin resmi de şöyle : Ah ah ah! Nereden başlayayım ki? Açıkçası slogan çok hoşuma gitti benim : "There is probably no god. Hayata ve korkularımıza dair çok güzel bir çalışma. Hayyam rubailerinden çıkma sanki. Hani, devamı da şöyle olsa fena olmazdı : Varlık yokluk derdini aklından sil, Ama mesele bu değil tabii ki. Mesele habervaktim com'un habercilik anlayışı ve Adnan Oktar savunusu. Hani, ben bilmiyorum ya, varsayıyorum ki, dawkins amca bu çalışmayı destekliyor, varsın desteklesin, ne olacak ki? Hem Adnan Oktar'ın evrim teorisini curuten calismalari nedir ki? Yani, bu adamın çürüttüğüne gerçekten inanmış mı Dawkins amca? Hadi canım! Siz kimi kandırıyorsunuz? Aklıma tek bir şey geliyor, yazsam umarım ayıp olmaz : bi siktir git çay koy! |