meczub'un köşesi...

1 yorum var - 5 gün önce

partisi başkanı 'ın son zamanlarda sık sık kullanır olduğu sloganı.
sanırım bu sözü çok sevdi, iftihar ederek kullanıyor dört bir yanda.

önce "" kampanyasına imza atanlara karşı sarfetti bu sözü baykal. ve açıklamasında "bu coğrafyada istikrarın, hoşgörünün, hukukun ve demokrasinin egemen olmasına yönelik çok ciddi bir sorumluluğu millet olarak üstlenmiş durumdayız." gibi laflar sarfetmekten de geri durmadı. yani bize gözünü kapatmanın, kör olmanın büyük sorumluluk olduğunu anlattı.

sonra 'e karşı çıkarken kullandı "" sözlerini. biraz daha açarsak sözlerini, “ama devletin parasını, kaynaklarını sadece bir kesim vatandaşlarımızın etnik talepleri doğrultusunda harcanması doğru değildir. bizim anlayışımıza göre devlet etnik kör olmalıdır” buyurdu zat-ı muhteşemleri. böylece, gözünü kapatmanın, görmezden gelmenin, kör olmanın büyük sorumluluk olduğunu anlattı.

peki baykal toplamda ne anlatmak istiyor bu sözle :

1 - biz tarihe gözümüzü kapattık, açmak istemiyoruz. siz de gözünüzünü kapayın. devlet dediğin kör olmalıdır.

2 - biz kardeş halklarımıza karşı uygulanan ayrımcı politikaları yıllarca savunduk, hâla savunuyoruz. kürtler'e, onların istek ve arzularına karşı hâla gözlerimiz kapalı. ulus-devlet dediğin domine ettiği millet dışındakilere karşı kör olan, onları yok sayandır. partisi sadece partisidir.

peki partisi'nin başındaki bir adam ne dese makul olurdu?

1 - ermeniler bizden ayrı değildir, biz bu topraklarda yüzyıllarca kardeşçe yaşadık. acılarımızda ve mutluluklarımızda ortak olduk. yapılan hataları birlik olarak aşabilir, geçmişin karanlık gölgesinden birlikte çıkabiliriz aydınlığa. devlet vatandaşlarına ve onların geçmişte yaşadıklarına karşı kayıtsız değildir, çekilen acıyı inkâr etmemeliyiz, bugün yapılması gereken şey dostluğumuzu tazelemek, birbirimize elimizi uzatmaktır.

2 - bizim türk ile kastettiğimiz türkiyeli olandır. kürdü, ermenisi, rumu, yahudisi, arabı, abhazı ve daha bir çoğu ile elele vermiş bu topraklarda yaşarken türk ırkçılığı yapmak, gerizekalılığın, körlüğün önde gidenidir. devlet, asli unsurlarına, kendini vareden değerlere karşı kör olamaz, kör kalamaz. türkiye, varlığını ve gücünü onun oluşturan, onu vareden bu çok seslilik bu çok kültürlülükten alır. türkçe yayın yapan kanal olduğu gibi kürtçe yayın yapan kanal da olmalıdır, rumca da, ibranice de, ermenice de, zazaca da... devletimiz bu çokluktan yaratılan birliğin sesidir, kilisesiyle, camisiyle, cemeviyle, sinagoguyla tüm inançların varlığının korunmasını ve devamlılığını da garanti etmelidir. devlet domine edilmiş tek kültürü, tek sesi halkına empoze edemez, etmemelidir.

tabii, nerdeeee?

ilki için : http://www.haberler.com/devlet-etnik-kor-olmalidir-haberi/

ikincisi için : http://yenisafak.com.tr/Politika/?t=02.01.2009&c=2&i=160120

0 yorum var - 5 gün önce

'ın ep'si.

ortaya çıkışı şöyle açıklanıyor kişi/grubun sitesinde :

murat korkmaz bu sene önce "tek türk / hayatimin ilkbahari" albümünü, daha sonra da "türkce rap'in krali" adli calismasini yayinladiktan sonra "özür dilemiyoruz" ep'yi dinleyicilerine sunuyor.

son günlerde sözde ermeni soykirimina yönelik baslatilan "özür diliyorum" kampanyasina bir tepki göstermek amaciyla "sonbahar" olarak yayinlanmasi planlanan ep'de bu nedenle isim degisikligine gidildi ve "özür dilemiyoruz" diye karsilik verildi. ep'de murat'a eslik eden isimler mimar sinan, abdulkadir ve abdulmalik.

http://www.dehsetcrew.de/newsdetail.php?ID=253

sanırım tek açıklama yetmemiş, bir tane daha koymuşlar, onu da alıntılıyorum müsaadenizle :

selamlar, kampanyasina olan tepkimizi ortaya koymak icin 'sonbahar' adiyla yayinlamasini düsündügümüz ep simdi 'özür dilemiyoruz' olarak degistirildi ve 01.01.2009 tarihinde yayinlanacak. ep de ayrica mimar sinan, abulkadir ve abdulmalik kardeslerimiz de yer alacak. 1 ocak da www.murat-korkmaz.com , www.dehset.de ve www.dehsetcrew.net sitelerini ziyaret etmeyi unutmayin. murat korkmaz

http://www.dehsetcrew.de/newsdetail.php?ID=252

entry'i bunca alıntıyla süslememin nedeni, bu arkadaşların reklamını yapmak değil tabii ki.
merak ettim, dinledim albümlerini. "" gibi romantik bir ismi terkedip, albümüne "" gibi çok sert ve net bir mesajı isim olarak yazmanın muhakkak ki idealist [ülkü sahibi anlamında, hâni ülkücünün kelime kökeni var ya, işte o ülkü :) ] nedenleri vardır dedim kendi kendime.

şaşırmadım, şaşıramadım ne söyledikleri sözlere, ne de tepkilerine.
vasatın ötesine geçememiş tepkileri tabii ki.

bir de oturdum, albüme ismini veren isimli şarkılarının sözlerini çıkardım, buyrun okuyun, siz de şaşırmayacaksınız :

[not : anlamadığım yerlere dair notlarım ve yorumlarım köşeli parantez içinde]

nefes nefese bir adamın konuşması ile giriyoruz, adam muhtemelen şişman ve terli, mendille alnındaki boncuk boncuk terleri silerken bir yandan söyleniyor :

bunları biliyorum ben, onun için artık tahammülüm kalmadı.
[bir cümle daha var burada ama onu anlamadım ben, türüt konuşuyor sanki, ama olmaması daha muhtemel. karadenizde bitmeyen fatihalar ve yasinlerin fazlaca etkisinde kaldığımdan şüpheleniyorum...]
bak samimi söylüyorum size, bu empalistlerin[emperyalist olsa gerek?] oyunudur.
kalkınan türkiye'yi kapsayacaklar[kalkından türkiye'yi "kap"lı bir şey yapacaklar ama ne? hangi ara kalkındığımız ise merak konusu]. ve türkiye'yi birşey [gerçekten anlamadım, acaba ne?] yapmak istiyorlar.
gayeleri bu ermenileri rahatsız ettirmek [ettirmek???] , büyüyen kamuoyu [büyüyen ? kamu? oyu?] ile türkiye'yi kötülemek [ahahahah! kötülemek? yok yahu... pis türkiye! kaka türkiye! diyecekler bize sonra... :) ]...

ve ardından melodik şarkı girer :

soykırım dedin
genozid dedin [benim kabahatim değil, z ile söylüyorlar, dertleri ne anlamadım]
holocausta benzettin
hakkımı yedin [ehehehehe, kafiye olsun diye böyle bitirmişler, "hakkımı yedin, allah belanı versin!":))) ]

şanlı tarihim benim o [yeni bir şey yok, klasik şanlı tarih söylemi]
kime kıymış ceddim [sağ baştan say, orta asya'dan avrupa'ya, arabistan'dan kuzey afrika'ya eski dünya'nın yarısı sıraya gir!]
acı talihim benim [böyle dramatik, böyle mazlum iki dizeden sonra ben mi yanlış anladım diye düşündüm ama değil, vah acı talihime vah!]
bizden ne istedin (eko!) ["acı talih"le mi konuşuyor, kiminle konuşuyor belli değil!]

soykırım dedin
genozid dedin
ne zannettin de kendini
tarihimi kirlettin [muhatap çıkıyor ortaya net bir şekilde, tarihi kirletenler "`özür diliyorum`" diyenler. her gün birilerinden özür dileriz, niye bu kadar büyüttüler de buna albüm yaptılar, a canım, a cananım? ]

kaderimiz bizim
biz aslında kardeşiz
kimimiz de kalleşiz [biz aslında kardeşiz, kimimiz de kardeşiz. ilkokul çocuğu kafiyesi lan bu, böyle kafiye yapsam, döverler beni :) ]
anlayana söyleriz (eko!) [ muhatap yeniden değişti burada galiba... anlayana söylüyorlarmış. "özür diliyorum"cular anlasaydılar özür dilemezdiler, değil mi? şimdi siz söyleyin, kim lan bu muhatap? anlayan kim? ]

özür dilemem asla ve katil değil atalarım [dokuz-kuşak-türk atan için diyorsan başka, ama genelleme yapmamak lazım. hapishaneler dolu burda]
bir tuzaksa aldanmam ben, doğruları anlatırım [biz de öğreniriz, bak yine muhatap değişti, kendikendine konuşuyor, kendini övüyor arkadaş]
tecavüz edilen kadınlar, katledildi çocuklar [geniş zamanda tecavüz? kaç yıldır tecavüz ediliyor bu kadınlara? "tecavüze uğramış kadınlar, katledilmiş çocuklar" olsa daha bir doğru olurdu sanki, neyse...
söyle bana bizden özür dileyen mi var? (arkadan biri cevap veriyor : yok!) ["benden özür dilenmezse, ben de özür dilemem." yani şey gibi bu, "biz yaptık ama siz de yaptınız, önce siz özür dileyin ibneler!" gibi... yukarıda kesin red vardı, "katil değil atalarım" diyordu. şimdi inkâra döndü sanki...]

tüm dünyaya yaşattık biz altıyüzyıl medeniyet [ehehehehe, bu yalandan kurtulamadık değil mi?]
nerden çıkarttılar soykırım adında bir hayalet [""! ehehehehehehe :)))) ]
korkanı(?) korkuttular da hayalete inanmam ben [ilk kelimeyi anlamadım, ama öyle bir şey. hayalete inanmazsın, ne demek bilir misin?]
holocausta örnek diye yazıyor gazeteler [türkçe konuşa olmayacak. yok genozid yok holocaust! bu ne biçim "" lan?!]

tarihin yalanını kapanını(?) başarılı olsa bile [yine anlamadım vurucu kelimeyi, çok hızlı konuşuyorlar, ben ne yapayım?!
gerçekler değişmez (yine arkadan biri, bu sefer uyarıyor : unutma bunu, unutma bunu!) [ herkesi iknâ etseniz bile beni edemezsiniz, gerçeği bir ben bilirim" demeye getiriyor arkadaş. tamam, unutmayacağız bunu... :) ]

şanlı osmanlıyız biz(?) kirletmeyiz adını [burada iki kişi konuşuyor, ses karışıyor. şanlı osmanlı bir şeyi onlar, kirletmezler adlarını]
sen ne dersen de, onlar yaşadılar islamı [hah! ümmet damarına da vurduk. islam'ı yaşayanlar değil miydi kendi dindaşları, alevileri katledenler?]
dış güçlerin etkisiyle başlayan bir kampanya(?) bu [bu dış güçlere bayılıyorum ben, çok seviyorum onları, eve alacağım bir tane, besleyeceğim]
yüzyıllarca içiçe yaşamadın mı düşün bunu [yaşadık da, fransız ihtilali, milliyetçilik ve osmanlı'nın gerileme dönemi, bozdu biraz ilişkileri tabii :) ]
böl, parçala ve yönet, ırak bunun örneği [eheheheheh, evet evet, haberleri izliyoruz, bunu anladık... bak ne güzel, örnekli açıklamalı şarkı!]
hepimiz kaybederiz, oyunlara gelmeyin [sen ne kaybediyorsun almanya'da, ben onu anlamadım ki? üçüncü kuşakmışsın orada be kardeş!]

nakarat [yukarıdaki genozidli kısmı falan bir daha okuyun, eğer isterseniz, ben salak gibi katlandım dinlemeye... ]

türk, kürt, laz, çerkez, alevi, sünni, ermeni farketmez [ah keşkem ah keşkem diye bir ibo şarkısı vardı, feat ibo! hell yeah!]
önce insan ol biraz ve bayrağına saygı göster [ümmetten millete döndük geri, muhatap yine "özür diliyorum"cular, ayar alıyorlar arkadaştan!]
yaşadığın topraklara sakın ihanet etme ["ediyorsunuz gibi ama değil, dikkatli olun!" diyor, vurur da bizi bu şimdi! "sen de almanya'ya ihanet etme o zaman!" diyorum kendisine, "yaşadığın topraklara sakın ihanet etme!" ne demek lan? ]

neyin peşindesiniz ve neyi ispat etmek istersiniz [hiç, amacımız yok bizim. madem çözemedin, ne diye ayar vermeye kalkıyorsun ki sen?]
bilmem ama çok kuvvetli lobiniz [bak bilmiyorsun, ama lobimizi çözmüşsün. ben şahsen, otel lobisinden başka lobide bulunmadım ama... :) ]
bütün dünyada etkin fakat boşa hevesiniz [bu kısmı dize dize ayırmamalıydım anlaşılan, anlam gitmiş... ama o öyle söylüyordu, kabahat onda!]
bu topraklardan beş kuruş göremezsiniz [şimdi muhatap ermeniler galiba, "özür diliyorum"cuların şahsen para aldıklarını sanmıyorum. alan varsa benimle bölüşsün, çok borcum var piyasaya :) ]
fakat daha önemlisi adımızı kirletemezsiniz [ kim adı kirletiyor, kim temize çıkarıyor, bunu iyi hesaplamak lazım... farklı sesler susmasın!]
boşuna bu hevesiniz bunu biliniz [evet, bu ülkeden "tek ses tek mesaj" yükselir, değil mi? bunu defalarca gördük zaten, afferim sana!]

işlemediğimiz bir suç bu, günah keçisi değiliz [eheheheheh, korkma hapse tıkmıyor kimse seni :) günah keçisi ataların değilse kim sürdü lan bu adamları? kendi kendilerini mi sürdüler acaba, neredeyse yüz yıl sonra türkiye'nin başına çorap örmek için, var hainler!]
bize yapılanlar gizlenir hep bilirsiniz [hep gizlenirse kim biliyor, nasıl biliyor, niye hep biliyor ama gizli tutuyor? "ayak yapma" mesajı var burada da, acep kime? ]
fransa bekler pusuda hep bize düşman oldular [hah, bir fransa eksikti? atsız'ın torunu musun lan sen? hayır, yağmur baban olsa, haydarla döverdi seni]
malesef biz aynı sistemi kullanıyoruz [cumhuriyet? anayasa? laiklik? hah, bir bu eksikti? şeriata dönelim gari?]

islamın ******** ile yaşadık biz yaşıyoruz [o yıldızlı kısmı anlamadım ben, islam'ın güzel bir şeyini övüyor ama, elin zenci hristiyan müziği(!) ile söyleyince anlamak kolay olmuyor tabii... özür dilemiyoruz diye bir bozlak çalıp söylenseydi, daha inandırıcı olurdu belki?! ama olmaması da iyi olmuş, severim ben]
kimi kardeş kimi kalleş bunu iyi seçiyoruz [bu iki dize yine kendine methiye idi, sanırım bu işin şânından oluyor kendini övmek... "biz her şeyi biliriz olm, kime laga luga yapıyorsun sen?" der gibi hani...]

dip not : bu entry'de eser sahibine istinaden kullandığım "" kelimelerinden hiç biri kendisini arkadaş olarak gördüğümü, arkamı dayayabileceğim, sırtımı yaslayabileceğim, güvenebileceğim, destek alabileceğim nitelikte bir karakter olduğunu işaret etmemektedir. bilakis, kendisine arkamı dönsem, arkamdan vurur bu şahıs beni. tanımam etmem, hiç işim olmaz. kendisini şimdi hatırlıyorum ama bugün yarın unutacağım... muhtemelen bu eserle bir süre sükse yapar camiada, "vaaay! kankaaa!" gibisinden bir şeyler der, sırtını sıvazlarlar... sonra da silinir gider... yooo yoooo!

hayır, biyografisinde* " almanya’da yasayan bir isci ailesinin dört cocugundan biridir ve almanya’da yetisen ücüncü nesil türklerdendir, ayrica grup arkadasi dj soultan gibi kendisi de cerkez asillidir." yazan bir insanın kalkıp, "yaşadığın topraklara sakın ihanet etme" diyerek, önemli olanın yaşanılan topraklar olduğuna işaret etmesi ve bu sözlerle üç nesildir ailesinin yaşamadığı topraklarda yaşayan insanlara ayar verme çabası ne derece samimi ve anlamlı olabilir, anlamıyorum...

bir mesaj kaygılı entry'nin daha sonuna gelirken, yayında ve yapımda emeği geçen kendime teşekkürü borç bilirim.

edit : albümdeki parça listesi şöyle imiş :

1 - özür dilemiyoruz feat. mimar sinan
2 - sen fedakar değilsin feat. abdulkadir
3 - adam gibi
4 - amel defteri feat. abdulmalik
5 - skit - sende beni unutmayacaksın [evet, dahi anlamındaki de ayrı değil]
6 - sonbahar

ayrıca albümün tamamı sanatçının resmi sitesinden ücretsiz indirilebiliyormuş, buradan buyrun : http://www.dehsetcrew.de/Murat_Korkmaz_-_ozur_dilemiyoruz.rar

3 yorum var - 15 Aralık 2008 12:09

yine habervaktim'e güvenip başlık açıyorum, umarım yalan değildir de çok pis patlamaz başımda... israil'in dini müftülerinden sayılan “"aufadia yusuf"” , kudüs'te yaptığı konuşmada, "şas partisine oy verenler, allah tarafından cennet'in 5. katında yer alacaklar” ifadesini kullandı. [ züğürt ağa'da da vardı bu hadisesi. şey sanki, kayıp trilyonlardan sorumlu balıkesir'de istirahat eden bir amca da denemişti de, olmamıştı sanki, ama yanlış hatırlıyor olabilirim. havervaktim'e itimat edersek, bu haber şaka değil, gerçek. gerçi bizimkiler de "" diyerek iyice bi işletmişlerdi milleti ama, o başka mevzu :)]

fars haber ajansı'nın haberine göre, 71 yaşındaki bu haham ayrıca, şas partisine oy vermenin bir diğer faydasının, oyunu veren şahsın ömrünün uzaması olduğunu belirtti. [ 71 sağlıklı yıl yaşamasını şas partisine borçlu mübarek, hey anam hey, "oy ver! ömrün uzasın vatandaş! hormonsuz gıda gibi bir şey bu!" yapılan araştırmaya göre, oy vermek, basura karşı da tedavi niteliğindeymiş. ama sol partiler barajı aşamayacak diye chp'ye oy veren süper devrimcilerimizde kabızlık gibi bir yan etki de görülmüş! ]

mearyo gazetesi haham aufadia yusuf'un iddiasına istinaden, “tanrı göstermesin, bunlar benim kişisel görüşüm değil. bunlar tevrat'ta yazılı" diye söylediğini yazdı. [ bak, biz de diye naralar atıyoruz ortalıkta. tanrı üç bin yıl önce seçimlere el atmış, alooo! ]

şas partisine oy verenlerin ömürlerinin uzayacağına ilişkin iddia, bir diğer yahudi müftü konumunda olan haham baba baruh tarafından da tekrarlandı. [ bizden de iki müftü akp için desin aynısını, yüzde elliyi geçer bu adamlar... örnek alsınlar bari, hükümete güven kalmamışken, alevilere yönelik açılımlarla kendilerini rezil edeceklerine, kendi tabanlarına dağıtsınlar. ilk beş kat muhtemelen kendi kadrolarına gider, olsun, ateş manzaralı olmasın, o da yeter :) ]

http://www.habervaktim.com/haber/46634/bizim_partiye_oy_veren_cennetin_5_katinda_yer_alacak.html

sonuç : israil'de şas partisinin seçim vaadidir "bizim partiye oy verene cennetin 5. katında yer", inanacak aptallar bulunursa ne âla, belki iktidar bile getirir!

0 yorum var - 13 Aralık 2008 13:18

Bu yazıyı 12 Eylül dönemine tanık olmaya yaşı yetmeyenler okusun isterim. Genç arkadaşlarıma anlatmak istediklerim var.
Bugün, lanetli bir yıldönümü. Mutsuzluğumuzun uzun hikâyesine buradan başlayabiliriz.
Daha önce de mutlu değildik. Ama hevesimiz vardı. Mutluluktan çok hevese yazılırdık zaten. Şimdiki kadar sakar, şimdiki kadar umutluyduk. Ama o zamanlar umut diyegeldiğimiz, neredeyse bütün insanlığı kucaklayan bir rüyaydı. Güzeldi. Aşka benzer bir yanı vardı. Dünyanın tanımı farklıydı
o zamanlar. Henüz koparılıp alınmamıştı bizden. Sanki dünya
elimizin altındaydı da biz onu okşadıkça yepyeni bir dünya dönecekti aşkımızdan. O zamanlar kimse kimseyi romantik olmakla suçlamazdı. Sizin kadar genç, sizin kadar uyanıktık. Ne sizden az, ne sizden fazlaydık. Sadece sanki daha sık bakardık birbirimizin gözlerine. Bir de sanki şimdi sizin sıkıldığınız kadar sıkılmazdık. Dünyayla aşık dalaşına girmiştik ya.
Şimdi neredeyse bir şakaymış gibi anılıyor ana-babalarının yaşadığı o korkunç dönem.
Bir sabah, şimdi Marmaris'te yaşayan, Yener Süsoy'un 'Alaşehirli afacan' dediği, büyük medyamızın sevimli bir dede olarak yansıttığı Kenan Evren'in nefret dolu gevrek sesini duyduktan sonra kuruldu sizi okşamayı bilmeyen
bu dünya. Şimdi mütekait paşa, "Artık 12 Eylül 1980'i unutmalıyız" diyor ya, siz unutuşun gölgesine doğdunuz zaten. Ana-babalarınızın, büyüklerinizin işkencecileri, katilleri yargılanmadığı gibi kendilerine yönelik saygıda kusur edenler hâlâ hedefte. Cunta paşası 25 yıl sonra çıkıp "Unutulacaaaak! Unut!" komutu verebiliyor. Belki de dünyadaki meslektaşlarının başına gelenler onu kaygılandırmaya başladı.

Gökçe Fidan
Bu lanetli yıldönümünde 12 Eylül'ün ilk kurbanlarından birini, "Gökçe Fidan"ı, Erdal Eren'i analım istiyorum.
Erdal, siyasi inançları kuvvetli bir lise öğrencisidir. ODTÜ'lü Sinan Sümer, duvarlara slogan yazarken dönemin MHP'li bakanı Cengiz Gökçek'in koruması tarafından vurularak öldürülür. 2 Şubat 1980 günü, ölümünü protesto etmek için toplanan 2 bin kişi arasında Erdal da vardır. Gösterinin sonuna doğru silahlı bir inzibat timiyle göstericiler arasında çıkan çatışmada bir inzibat askeri vurularak ölür. Yakalanan Erdal'ın yanında silah olduğu için cinayet onun üstüne kalır. Oysa otopsi raporunda da askerin Erdal'ın bulunduğu tarafa koşarken sırtından vurulduğu belirlenmiştir. Ankara Merkez Komutanlığı'na götürülen Erdal şiddetli işkenceden geçirilir. Daha sonra, Orada gördüklerimi Emniyet'te bile görmedim" diyecektir. Sonra Mamak Askeri Hapishanesi'nde
bir hücreye konulur. İdamla yargılanmaktadır. Mamak, vahşetin üslerindendir. Kullanılan işkence yöntemlerinin yaratıcılığı insanı derinden sarsar. Erdal, duruşmada, "Benim hakkımda peşin bir yargılama yapıldığı son derece açıktır. Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genelkurmay Başkanı'nın 'Çoktandır idam olmuyor, bazı kişilerin idam edilmesi gerek' şeklinde demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size de bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkça dışa vurulmasıdır" der.
Söz konusu Genelkurmay Başkanı, Kenan Evren'dir. Bir gazeteciyle yaptığı söyleşide, "Parlamentodan şimdiye kadar bir tek idam çıkmadı ki.. Davalar yavaş gidiyor, görevliler korkuyor, parlamento gecikiyor" demiştir.
Askeri Erdal'ın öldürdüğü iddiası çok zayıftır, deliller yetersizdir. En önemlisi, Erdal, suç işlendiği tarihte henüz 17 yaşındadır. Erdal doğduğunda babası 1962 yılının Mart ayında doğmuş olan oğlunu okula erken gidebilmesi için 6 ay büyük yazdırmış. Nereden bilsin, olacakları.
Yargıtay 3. Dairesi idam kararını 'yeterli delil olmadığı' gerekçesiyle iki kere üst üste bozar. Sonunda 20 Kasım günü toplanan Askeri Yargıtay Genel Kurulu, 3. Daire'nin ısrar kararını kaldırarak Sıkıyönetim Mahkemesi'nin Erdal'ın idamına ilişkin kararını onar. Bir tatbikat sırasında kendisine Erdal'ın idamı hakkında soru sorulduğunda Kenan Evren, şanlı tarihimize yazılan o ünlü cümleyi sarf edecektir: "Asmayalım da besleyelim mi?" 12 Eylül'ün ruhunu daha iyi açıklayan bir cümle bulamazsınız.
Mahkeme Erdal'ı öldürülecek kadar yetişkin bulmuştur bir kere. Erdal'ın dış görünümü ve tahsil durumuna bakarak yaş durumunun tespitine ilişkin talebi reddeder.
Erdal'ın duruşmalarda kendisine işkence yapıldığını belirtmesi de mahkeme başkanı tarafından "Bunların dava ile ilgisi yoktur" sözleriyle karşılanır.
Şimdi bize sanki biraz yorgun, biraz küs ama hülyalı gözlerle siyah-beyaz fotoğraflardan bakan çocuk kısacık ömrünün son günlerini zulüm altında ruhunu karartmamaya çalışarak geçirdi. Bir gün onu almaya geldiler. Ceketini giyerken bir asker yardım etmek istedi. Erdal, 'Kendim giyerim' dedi. Kelepçe vurulmasını istemedi sadece. Son isteğini sordular. Sigara, dedi. Ailesine yazmış olduğu mektupları iç çamaşırının içinden çıkardı: "Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile" diyordu. Kız kardeşine, "Seni biraz kızdırdığımı yazıyorsun. Fena mı? Havalar iyice soğudu ama kızarsan üşümezsin. Ben burada üşüyünce (kızamadığım için)
'Koşar adım' 'marş marş' eğitim yapıyorum" yazıyordu. Babasına, "Mektubunda bu acıya dayana-mayacağını söylüyorsun. Ben
nice dayanılmayacak acılara dayanıldığına tanık oldum. Kaldı ki sen güçlü bir insansın. Kendini kapıp koyvermediğin sürece ve biraz da benim bakış açımla bakmaya çalışırsan böyle bir şey olmaz inancındayım" yazmıştı son mektubunda. Babası, dayanamadı. Oğlunun ince narin boynuna ilmeğin geçirilişinden sonra bir yıl içinde öldü. Anası Erdal'ı hâlâ rüyalarında 17 yaşındaki haliyle görüyor.
Zamanının geldiğine karar verildikçe yapılan kimi anketlerde ordumuz milletin en güvendiği kurum çıkar. Şimdiye dek mutlaka farkına varmışsınızdır. Dilimizi gerçekten öğrenmek için her sözcüğün sırtında nasıl bir yükü olduğunu anlayacak kadar yaşamak gerek. En güvenilir demek, en korkulur anlamına geliyor. Maalesef henüz güven konağımızı korkudan uzak yere inşa edebilmiş değiliz. Bu görev de size düşüyor. Hayatımızın duvarlarını yıkabilmek için korkularımızla değil, vicdanımızla
bakabilmeyi öğrenmeliyiz. Belki 12 Eylül'den geçmiş olanların ömrü vefa etmez bu cuntanın ve işbirlikçilerinin yargılandığını görmeye. Ama siz de unutmayın. Unutturmayın. Suskunluk ve bunaklık üstüne kurulacak bir barışın sahte olduğunu bir an olsun aklınızdan çıkarmayın. Unutmayalım. Erdal, bize bakıyor hâlâ.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=163885

6 yorum var - 13 Aralık 2008 00:16

bugün onun öldürülüşünün değil, adalet sistemimizin bu cinayet karşısında sessiz kalışının yıldönümü...

internette şöyle bir araştırma yapayım dedim erdal çocuk hakkında. altan erkekli'nin izlediğim bir oyunundan bir tirada ulaştım, haddim olmayarak alıntılıyorum :

"bir resim vardı onca görüntülü görüntü arasında aklımdan hiç çıkmayan. hani bunu mutlaka anlatmalı birine dedirten cinsten. nasılsa kaydedilmiş bir hayat parçası.orta yaşın hafif üstünde düzgün bir kadın, düzgün bir yolun ortasında, düzgün bir binanın önünde bağırıyordu. 'ama yapmayın o daha bir çocuk. hala sırtına havlu koyasım var onun vakitsiz terlemelerde üşütmesin diye. yapmayın o daha bir çocuk. ama yapmayın' diyordu kadın, 'o daha bir çocuk.' düzgün metallerle kaplanmış ve hiç penceresi olmayan bir cezaevi aracının içindeydi 16 yaşındaki çocuk. yüzü görünmüyordu çocukların, sadece bir tanesinin eli. 'ama yapmayın' diyordu kadın, 'o daha bir çocuk'. 'ama yapmayın' diyordu tanrı, 'o daha bir çocuk'..."

saatlerdir ellerim buz gibi, erdal çocuğu düşünüyorum. ailesinin acısını hissedebiliyorum, çünkü bir kardeşim var, erdal'ın yıllardır olduğu yaşta. daha kirli bir dünyaya doğdu belki, büyürken daha da kirlendi, ama yine de çocuk henüz ve biz büyükleri kadar kirlenmesine çok var yine de. erdal kardeşim oluyor düşünürken, bezini değiştirdiğim, emeklemesini, sonra yürümesini, baba değil ama ab-bi deyişini hayal ediyor, hayır hayır hatırlıyorum. beraber iniyoruz alanlara, gaz yediğinde yüzünü limonluyorum. aşık oluyor, terkediliyor, geliyor omzumda ağlıyor. büyüyor, yetişkin oluyor, öyle ahım şahım bir yakışıklılığı yok gerçi, ama gözleri umutla parlıyor dünyaya bakarken. inançları var çünkü, beklentileri, ümidi... yaşıyor, acı çekerek, mutlu olarak, ağlayarak, haykırarak kahkahalarla... evleniyor bir vakit, çoluk çocuğa karışıyor, ihtiyarlıyor, ben de öyle... erdal kardeşim oluyor, kardeşim erdal... yaşayamadığı yıllar, kaybettiği mutluluklar ve acılar yükleniyor omuzlarıma. hep on yedi yaşında kalıyor kardeşim, bir tek ölüm belgesinde on sekiz görünüyor...

içim acıyor bugün, bugün kardeşim öldürüleli tam yirmisekiz yıl oluyor, hesap sorulmadan geçen yirmisekiz yıl...
yirmisekiz yıl geçiyor ömrümden, kardeşimin acısını içinde taşıdığım...
erdalın yaşayamadığı koca bir ömür...
yirmi sekiz tane yılı art arda göremedi ki erdal çocuk...

on altı yaşında bir başka erdal vuruldu karşı yakamızda geçen gün, insanlar öfkeli, insanlar kızgın...
sokaklarda isyan var, haykırışlar yankılanıyor devlet terörünü protesto eden.
karşı yakadaki yoldaşlarımız, geleceği elinden alınan aleksandros'un hesabını soruyor barbar rejimden...
karşı yakamızda yaşayan canlarımız, bize ve tarihe insanlık dersi veriyor.

düşünüyorum kendi kendime, biz kaç erdal gömdük bu topraklara gıkımızı çıkarmadan, kaç metin, kaç engin?
kaç `ferhat gerçek`imiz kurşunlandı sırtından?

bugün onun öldürülüşünün değil, bizim bu cinayet karşısında sessiz kalışımızın yıldönümü...
bakalım, daha kaç yirmisekiz yıl geçecek biz böyle susarken...

en iyisi, şafak tamer'in bir şiiriyle sonlandırmak olacak bu yazıyı, zira bana kalsa yazılması gereken/yazmak istediğim daha çok şey var...

biz ki,
şafak kadar güzelleştirmişken gözbebeklerimizi
devrimin çağrısına adadık aşkları,
ağustos güneşi kadar karşı konmaz
çocuk kadar aydınlık sevdaları.
ol sebepten
birer bahar sabahıdır yüreklerimiz
dağ rüzgarı kadar ferah
su damlası gibi berrak

biz ki
beter bir haycanla sarmışken ellerimizi
bilincin türküsüne kattık aşları,
bir nazım şiiri kadar büyülü
bir partizan şarkısı gibi ürperten sevdaları.
o sebepten
mutluluk taşar tebessümlerimizden
tasalara kurban etmeyiz günleri
yaralı bir kuşa ağlarız da
bir damla gözyaşı dökmeyiz ömrümüze

biz ki
rengârenk kılmışken gönlümüzü
yoksul çığlıklarına sunduk aşkları
mayısın ilk günü kadar coşkulu
özgürlük kadar çoğaltan sevdaları.
ol sebepten
çiçek tadı katarız hasretlere,
ve gün gelir, bir ışık demeti kuşanıp
darağacına çıkarız erdal'ca
erdal'ca vedalaşırız bir üst geçitte!

2 yorum var - 05 Aralık 2008 15:39

. adı altında bu ülkeyi biribirine düşürmüş tir. özgürlük adına gasp, soygun, adam kaçırma, tehdit ve bunun gibi birçok gayrimeşru işlerle uğraşmış ve türk (misal) gencine yakışmayacak her türlü pisliğin içine girmiştir. [iddia tamam, şimdi kanıtlara geçelim : ] kendisi bizzat kendi dedemden silah zoruyla haraç kesmiştir bahçesindeki meyveleri silah zoruyla arkadaşlarıyla toplamış ve gidinceye kadarda tehdit altında bırakmıştır. [kanıt dedesinin kamulaştırılan meyva bahçesi :) kaynak: dede!]

bugüne kadar yaptığı tek iyi bir icraati bile bulunmayan; bu vatan haini deniz gezmiş (sovyet uşağı), nasıl olurda vatan sevdalısı özgürlükçü devrimci gençlik olarak tanıtılabilir ilginç bir durum. [böyle anlatınca bana da öyle geldi bir an. `nazım` ile karıştırmış olmayasın? hani, aynı sözleri nâzım için de söylerdi senin babangil, ondan diyorum. ayrıca, ölmeden önce ne demeye "yaşasın tam bağımsız türkiye!" dedi bu çocuk, "yaşasın tam bağımsız rusya!" derdi, değil mi? yok yok, ölümü bile planlanmıştı. kendini sovyet uşağı gibi göstermemek için ölürken böyle dedi. vay hain!] deniz gezmiş, bu zaman türkiyesinin kahpe-pkk sıdır. [türkiye yazarken yaptığı hatayı gözardı ediyorum, zira önerme fevkalade! deniz gezmiş = pkk! kişi ve kurum arasında nasıl bir ilişki kurduğunu şimdi öğreniyoruz : ] aralarında tek bir fark bile yoktur. [bak öğrendik. deniz gezmiş ile pkk arasında tek bir fark bile yokmuş. deniz gezmiş kaçbin kişi ediyor o zaman?] o zamanın deniz gezmişine özenen gençlik demektir ki bu zamanın kahpe-pkksına özenen gençliktir. [pkk'nın adı pkk değil, kahpe-pkk, bu böyle biline! o değil de, ya kahpe-pkk diye bir milliyetçi örgüt kurulduysa ve ben bunun farkında değilsem. kısaltması da k-pkk! :)))] adam kaçırma deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var, gasp deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var,eline korkaklar gibi silah alıp dağa kaçmak deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var, özgürlük adına bu vatanı sokaklara dökmek birbirine katmak türk'ü türk'e düşman edip savaş ve çatışma ortamı oluşturmak deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var... [yorumsuz geçtim bu kısmı, almış başını gitmiş arkadaş zira! bizim deniz neler yapmış da haberimiz yokmuş... peh peh peh... hayır, epeyce tepki toplayacak örnekler verirdim ama, benzerlik göte girebilir, o yüzden vermeyeceğim. sadece şunun altını çiziyorum, pkk bir türk örgütüdür. türkler kurmuştur, amacı da türk'ü türk'e düşman etmektir. hangi türk mü? canım :))) ]

uzun lafın kısası deniz gezmişi savunanlar bilmeliler ki kahpe-pkk nın şuan savunduğu zihniyet deniz gezmiş zihniyetidir. [k-pkk denen "pkk karşıtı örgüt" marksist-leninist imiş, bak ben bunu da kaçırmışım :) ] şu an bir kahpe-pkk lıyı çağırıp neyi savunduğunu sorsanız aynı şeyi bizzat kendiside söyler. [kahpe-pkk'lı söyler, pkk'lı söylemez. pkk'lı türk'ü türk'e düşman ettiğini de söylemez, var mısınız iddiaya?]deniz gezmiş bu vatan uğruna değil, yediği nanelerin hesabını ödemek üzere idam edilmiştir. [yediği naneler??? puhahahahaha! :))))) (bkz: üç bizden üç onlardan) ve ne mutlu ki böyle azılı bir anarşist ve yandaşları isabet bir kararla idam edilmişlerdir. [gerçekten isabetli bir karardı. gencecik çocuklar devlet tarafından öldürülmeseydi kimbilir neler olurdu! hay canına yandığımın kan bezirganları! ] deniz gezmişin savunulacak hiç bir yönü yoktur. [yukarıda dedi ya nedenlerini, dedesinin meyvalarını almış, ondan bu kadar kızgın arkadaş! ] amerika ya karşı olan anarşist deniz gezmiş rusyaya neden sessiz kalmıştır? [sen verdin ya cevabını yukarıda, sovyet uşağı!] amerikaya ve dış güçlere karşı olan anarşist deniz gezmiş neden che nin ilerlerdiği yolda ilerleyip bu vatanın altını üstüne getirdi? [kahpe-che falan dememiş, hayret yahu! bu vatanın altını üstüne getirmek ne kadar kolaymış hem? deniz gezmiş tek başına yapmış! che de tek başına yapmış!] tam bağımsız türkiye deniz gezmiş gibi anarşistlerle değil gerçekten bu vatan için düşmanla çarpışan şehitlerimizle olur. [ehehehehe, bak bak bak, çocuğun son sözlerine de el koydu. tam bağımsız türkiye'nin nasıl olacağını iyi belleyin. yalnız, içimizdeki düşmanla, bizi yöneten/bizi sömüren/bizi baskı altına alan düşmanla kim mücadele edecek? ] deniz gezmiş düşmanıyla değil bu vatan topraklarında yaşayan iyi yada kötü bu memleketin vatandaşıyla savaşmıştır.. [ordu da iyi yada kötü bu memleketin vatandaşıyla savaşmıyor mu?] bizim asil askerimiz hiç bir zaman gasp etmedi kimseyi.. [amcam, eşşeğine tecavüz eden bir askeri vaktiyle mahkemeye vermişti, yalan değil, gerçek... asil demeyin bana :) ] hiç bir zaman soymadı bir bankayı ve hiç bir zaman zorla adam kaçırıp özgürlük adına gizli gizli dağlar ardına saklanmadı... [bankayı niye soysun, yıllarca ülke bütçesinin yarısı elindeydi. gerilla mücadelesi lan bu! hem kaçırmış da öldürmüş mü deniz? ] vatan hainlerine karşı yiğitçe savaşıp hiç bir şekilde gayrimeşru iş yapmadan kanlarıyla tam bağımsız türkiye bıraktılar bize... [ordunun gayrimeşru iç yapmaması? amerikan silahlarıyla korunan tam bağımsız türkiye! ulan konuşturacağım, halkı ordudan soğuttuğum gerekçesiyle silinecek entry. ben susayım, siz araştırın... kenan evren gibilerinden başlayın lütfen...] bu durumda halen deniz gezmiş sempatizanları varsa kusura bakmasınlar ama vatan hainleridir!! [ah ah ah ah... "a => b. ben önermemi ispatladım, siz düşünün gerisini" diyor arkadaş. deniz gezmiş hakkında bilgisi olmayan pek çok insan, herhalde bu kadar uzun ve ciddi bir yazıyı okuduktan sonra, şüphesiz deniz'in de, sempatizanların da vatan haini olduklarına zerre şüphesi kalmamıştır. keşke bilgili olanları da iknâ edebilecek, en azından düşünmeye sevk edecek bir yazı yazsaydı, yazdığına değseydi...] türk askerine teslim olan kahpe-pkk zihniyetininde idolü deniz gezmiştir! [bundan sonra her k-pkk'liye bir deniz gezmiş gözüyle bakacağım. ama bu k-pkk'liler niye teslim oluyor askere? onlar asker ile birlikte pkk'ye karşı işbirliğine gidiyor olmalıydı zannımca.]

(komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını leninizm (marksizm-leninizm)'dir. marksist leninizm'e göre komünizme giden süreç burjuvazinin ortadan kalkmasını sağlayacak olan proletarya diktatörlüğüyle başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm aşamasına geçilecektir. marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır!) [amanin çok korktum. arkadaş bu paragrafı, ne kadar bilgili olduğunu göstermek için yazmış diyecektim ama google'da aradım, kaynak http://tr.wikipedia.org/wiki/Komünizm imiş.

kahrolsun deniz gezmiş ve kahrolsun yandaşları!!
[yihuuu, şak şak şak şak]

farkedildiği üzere, ben sadece kapalı parantezler içindeki kısmı yazdım. bu yazı bir facebook grubuna ait. başlığı da gruptan alıntıladım. üçbinin üzerinde olmasaydı üye sayısı, buraya yazmaya gerek duymazdım belki. ama bir şekilde, karşılaştığım sayı ve üyeleri incelediğimde ortaya çıkan yaş ortalaması, bunun dikkat çekilmeyi hakeden bir `saçmalık` olduğunu gösterdi.

neresinden tutayım, neresine ne yazayım bilmiyorum hakikaten. öyle ipe sapa gelmez bir giriş yazısı yazmışlar ki...
neyse işte, durum bu, birileri kalkıp yalan yanlış şeyler yazıyor, bunun propagandasını yapıyor ve çevrelerine bu yalana inanabilecek insanları topluyorlar.
bu cehalete nasıl dur denecek, bilemiyorum...

edit : grubun adresini vermemişim, şuradan buyrun : http://www.facebook.com/group.php?gid=12906380990

0 yorum var - 05 Aralık 2008 14:17

cemevi, “devrim kanunları”na aykırı değil mi? [benim istediklerim meşruiyet kazanamıyorsa, benim istemediklerim de meşru olamaz!]

benim şahsi düşüncemi sorarsanız, ben özgürlükten yanayım.. [yukarıdaki başlıktan sonra ne güzel bir girizgâh oldu bu, devam edelim bakalım]
ama bana sürekli yasaklar koyanların, mevcut kanunlardaki yasaklarla da yetinmeyip, mahkeme kararları ile ek yasaklar koymaya kalkışanların, kendileri için kanunlardaki yasakları bile yok saymaya kalkışmalarını da gözler önüne sermem gerekir. [allah allah, başlıktan hareketle, sana yasak koyanlar aleviler. kendileri için yasakları kaldırmak yerine yasakları yoksaymaya kalkıyorlar demek, ne akılsızmış şu ülkeyi yöneten aleviler!]

cemevlerinden bahsedeceğim. [biliyoruz, başlıkta söyledin, hatta muhtemelen "devrim kanunları"na aykırılığını ispatlayacaksın kendince...]

cemevlerinin açılması, yaygınlaşması; eğer bir ihtiyaç olarak görülüyorsa, benim için de hiç sorun değil. [camiler de benim için sorun değil, kiliseler de ve diğerleri de. `uçan spagetti canavarı` için tapınak yapılsa, erinmem giderim, gerçekten giderim! ama şunu -se -sa şeklinde yazma be kardeşim, kör değilsin ya, açılması ve yaygınlaşmarı gerekli. bir ibadethane çünkü orası, ihtiyaç duyanı da var tabii ki!]

“bir özgürlüktür” der, geçerim.. [geçemediğin belli, gocunmuşsun bir şeylere, bak şimdi yazıyorsun...]

ama, üniversitedeki öğrencinin başındaki örtüye bile “devrimkanunları” gerekçesi ile karşı çıkanların, devrimkanunlarının anası konumundaki 677 sayılı kanundaki yasaklamalara ne diyeceklerini de merak ediyorum. [ahahahaha! ne diyecekler, o kanun tekke ve zaviyeleri kapatıyor, cemevi bir tekke değildir diyecek. en azından ben öyle derim, yukarıda demişim zaten. tezin bu mu yani, türban yasadışıysa, cemevi de olmalı. e camiyi de yasadışı yapalım o zaman!]

öyle ya, 677 sayılı kanunda ve diğer kanunlarda açıkça başörtü yasağı şeklinde bir düzenleme olmadığı halde, insanlara bu yasak dayatılıyor.. kanunlarda yasak olmaması bir yana, üniversiteler için, “kılık kıyafet serbesttir” şeklinde, bugün dahi bir kanun maddesi olduğu halde, başörtü yasağı fiilen yürürlükte.. [hukukçu musun, ne derece hakimsin olaya bilmiyorum. ben hakim değilim, o yüzden çokyorum yapmayacağım bu sözüne. ama bu fiili uygulamanın yasal dayanakları olduğu kanısındayım. yoksa mahkemeden dönmezdi yasal değişiklik, değil mi?]

sonra geliyoruz, cemevleri konusunda açılımlar tartışılırken, hiç kimsenin aklına, “devrimkanunları” gelmiyor.. [senin gelmiş ya! yok canım, sadece senin değil, hükümetin de aklına gelmiş, `akp'nin alevi açılımı` dediğimiz şey, ondan olsa gerek. ve akıllarına gelince görmüşler ki, alevilerin oylarını almak için devrim kanunları hiçe sayılabilir. eğer cemevi dediğimiz şey tekke olsaydı, öyle olacaktı en azından. ama varsayımın baştan hatalı olduğu için, kaybediyorsun. iddian geçerliliğini yitiriyor, ama yine de okuyacağız yazdıklarını.]

birileri bizim önümüze, “devrimkanunları”nı gerekçe göstererek, yasaklar koyuyorsa, biz de onların önüne, aynı kanunları koyarak yasakları dayatalım anlamında söylemiyorum. [tabiii... tabiii... :) külahıma anlat sen onu! hayır, yasakları koyanlar aleviler olsa, gam yemeyeceğim. ota boka alevilere saldırmaktan yorulmadınız mı be?]

ama, bize yasak dayatanlarla, “cemevi konusunda açılım isteyenler” aynı görüşün elemanları ise, yine oynanan tiyatroyu öylece seyir ile mi yetineceğiz? [yasağın kalkmasını engelleyen mahkeme idi, açılım yapmaya çalışan akp. yıllardır açılım peşinde koşan ise aynı aleviler. bunların hepsi aynı görüşte ise fevkalade enteresan bir oyun çıkardı ortaya. ama yazık, değil. zira senin şimdi söylediğin şeyi, akp milletvekili `said yazıcıoğlu` epeyce önce söyledi. gerçi kendisi daha bugün madımak oteli'nin kamulaştırılmasıyla ilgili olarak tarihi bir gaf yaptı ama... (bkz: madimak oteli ni istismar konusu olmaktan cikarmak) herhalde farkında değilsin sen olan bitenin...]

buyrun, “devrim kanunları” diye edebiyatı yapılan kanunların en önemlisini bir okuyalım.. [okuyalım! (isteyenler için özel bakınız : `677 sayılı kanun`]

önce kanunun ismini vereyim: “tekke ve zaviyelerle türbelerin seddine ve türbedarlıklar ile birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun”!
kanun, 30.11.1925 tarihini taşıyor..
hemen birinci maddesi de şöyle: “türkiye cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhının tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilümum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. bunlardan usulü mevzuası dairesinde filhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir.”

anlamı kısaca şu: “tekke ve zaviyeler kapanmıştır. cami veya mescid şeklinde olanlar ise korunacaktır.” [güzel özetledin pekâla...]

tekke ve zaviye ile ifade edilen şey, aslında cemevlerini de içerir.. [mesele bu işte, bu çıkarımı nerenden yapıyorsun? cesaretin varsa, git sor iki aleviye, bak bakalım ne diyorlar sana...]

ben maddenin tümünün yanlış olduğu iddiasındayım.. ama bu tartışma ayrı.. [farketmez, fatih'e git şimdiye kadar gitmediysen, çarşamba'da kaç tarikat yaşıyor say, zaten bilmiyorsan... bu madde sizin cenaha tümden yanlış gelir tabii, tarikatlarınızın işine gelmiyor. kaçak kuran kurslarının kapatılamamasından bahsetmiyorum bu arada, farkında mısın?...]

şu an, daha vahim bir durum var... [hadi ya! az önce işine geldiği gibi, tüm cemevleri'ni yasadışı ilân etmedin mi? daha ne yapacaksın?]
birileri, bu kanunları gerekçe göstererek, insanların özgürlüklerini kısıtlıyor. “şöyle giyinemezsiniz, böyle örtünemezsiniz” diyor. [(bkz: kara carsaf garabetinin tercih oldugu safsatasi)]
sonrasında ise, o kanunlarda açıkça düzenlenen bir yasağı delmeye kalkışıyorlar.. [cemevi açmak??]
delmek de ne kelime, tam aksi uygulama talebinde bulunuyorlar.. [ bak, bak, bak...]
“cemevlerine, kanuni düzenleme istiyoruz” diyorlar. [çok ayıp etmişler, vuralım hepsini!]
peki, 677 sayılı kanun orada dururken, nasıl olacak bu iş? [kanun ibadethaneleri kapsamadığı için, pek güzel olacak. ah bir de olduracak birilerini bulabilsek!]
“cemevine kanuni düzenleme” isteyenler, bir izah ediversinler bu işi.. [ izaha ihtiyaç duymadığını gösterecek kadar net fikirlerin, böyle anlamsız kelime oyunlarına başvurmasaydın keşke... izah edilse anlayacak mısın acep?]
çıkarılacak kanun, anayasa mahkemesi tarafından iptale mahkûm olmaz mı? [deneyelim, görelim.]
objektif olarak bakarsanız, tabii ki iptale mahkûm.. [bu yazının hangi cümlesi objektif idi? yasanın alıntıladığı paragrafı saymayalım lütfen... :) ]
ama talepçiler de biliyorlar ki, bu ülkede hukuka göre karar verilmiyor ki!.. [vay sinsi aleviler, biz göz göre göre tarikatımız yaşatmak isteyen milyonlarmışız meğersem!...]
yasak olmayan fiiller bile, “egemen güçler”in arzusu ile yasak gösterilebiliniyor. [tahmin edin, neyden bahsediyor?]
yasak olanlar ise, yine “egemen güçler”in sayesinde, serbest hale getirilebiliniyor.. [gaza getir okurlarını, afferin. bakalım alevilere karşı nasıl bir öfke yaratacaksın. nasıl kinle dolduracaksın müminleri?!]
en güzel örneği de, başörtü yasağının, “devrimkanunları” gerekçe gösterilerek, mahkeme kararları ile yasaklanması. kanunda olmayan bir yasağın, mahkeme kararı ile uygulamaya konulması.. [yok, daha yorum yapmayacağım bu konuda]
cemevlerinin ise, “devrimkanunları”nda açıkça yasak olmasına rağmen, fiilen açık olması.. hatta şimdi, bir de kanuni düzenlemeye tabi tutulmaya kalkışılması.. [`q.e.d.` ben önermemi tamamladım diyor arkadaş. burada bitti bu yazı, şimdi kurtarma çabalarına geçiyoruz! ]

tekrar belirteyim, cemevlerinin açılması, hatta kanuni güvencelere bağlanması, beni hiç rahatsız etmez. [tabiii... sen anlat, biz dinleyelim, başka ne masalın kaldı?]
başörtülü öğrenciden kimsenin rahatsız olmamasını istediğim gibi, cemevlerinden de kimsenin rahatsız olmamasını istemek, benim dürüstlük anlayışımın bir gereğidir. [dürüstlük anlayışının ve samimiyetinin gözlerinden öper, gözden ve gönülden ırak günler dilerim...]
ama, bu dürüstlük; sadece bize değil, karşımızdaki insanların da üzerine bir görevdir. [siz adım atın, biz de atalım. önce siz gelin, sonra biz gelelim. kısas? e peki bunca zaman kendi lehinize atılmış onca adım? zorunlu din dersi? `türkiye'de kültür tektir o da islamdır` sanrısı? eh eh eh... `dün dündür bugün bugün`, değil mi? :) ]

gereksiz tanım : farklı vücutlarda, farklı kılıklarda hayat bulmaktadır. bunu ortaya atan dimağların aynı düşünsel kökten filizlendiğini izah etmeye bile gerek yok...

kaynak : http://habervaktim.com/yazar/9523/cemevi_devrim_kanunlarina_aykiri_degil_mi_.html

0 yorum var - 05 Aralık 2008 14:13

`akp'nin alevi açılımı`'nın ilk adımı!

aslında güzel bir şekilde başlıyor her şey, internette gazeteyi açıyorum, başlık "madımak kamulaştırılıyor", fevkalade bir haber. nihayetinde niyetlerinin alevi açılımını temellendirmek olduğunun farkındayız tabii ki, bu çokyüzlülüğü tasvip etmesem de, gelecekte madımak'ı propaganda malzemesi olarak kullanacak olsalar da, "`madımak müze olsun`" sözlerimizin bir yere varacağını görmenin sevincini yaşıyorum.

haberin ilk iki paragrafını iyi bir ruh haliyle okuyorum, gerçi bu iş ile ilgilenen kişinin "`cemevi'ni tekke olarak görmek`" başlığında eleştirdiğim `said yazıcıoğlu` olmasından kaykalanan bir huzursuzluk yok değil içimde. atalarımızın deneyimlerinden biliyoruz ki, dünün boku bugün kokar, ak olmaz. neyse efenim, aman alınmasın, sözüm `bakan`a değil, onun da dahil olduğu bakış açısına. yani, bir hakaret yok burada kendisine.

ve fakat üçüncü paragrafta yapıyor yapacağını yazıcıoğlu, kendisi şöyle buyuruyor : "vali takip ediyor. o konuyu çözüceğiz. orada nezih bir ortam oluşturma talebimiz var. kısa sürede oluştururuz. istismar konusu olmaktan çıkarırız. kültür merkezi olabilir herkesin istifade edebileceği nezih bir ortam olacak".

valiye talimat verilmiş, o konuyu çözeceklermiş, tamam. orada nezih bir ortam oluşturma talebi onlara değil bize ait. onlar talep edilen muhataplar, hadi görmezden gelelim bunu. kısa süreye de sözüm yok, ama "istismar konusu olmaktan çıkarırız" ne demek?
yani, orada 37 `insan` öldürülüyor, dönemin cumhurbaşkanı katiller için "`halkla polisi karşı karşıya getirmeyin`" diyor ve yıllar boyunca bu konunun üstüne gidilmediği gibi, "`madımak müze olsun`" taleplerine kulak tıkanıyor.
birileri kalkıp "`her alevi 1 lira verse madımak müze olur`" gibi dalga geçen sözler söylemekten bile geri kalmıyor.

sonra da tam bir şey yapılacak diye umutlanırken, görüyoruz ki, madımak'ın kamulaştırılmasının nedeni aydınların/alevilerin madımak'ı istismar etmesini engellemek için yapılıyormuş meğersem.

kafamı mı duvar vurayım, yoksa başkalarının kafasını mı, bilemiyorum. böyle saçma, böyle anlamsız bir açıklama gerçekten çalışan bir beyinin ürünü olamaz zira.

hem, ben çok merak ediyorum, seçim yatırımı olarak da olsa kamulaştırılmasına sevinen ben salak mı istismar ediyorum madımak'ı, yoksa onu bir seçim yatırımı, alevi açılımının ilk adımı olarak kullanmaktan geri kalmayanlar mı?

kaynak : http://cnnturk.com/2008/turkiye/12/04/madimak.oteli.kamulastiriliyor/503533.0/index.html
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=911516&Date=05.12.2008&CategoryI

not : radikal internet sitesinde olmasa da, gazetesinde anlamlı bir başlık atılmış : "bakana göre madımak istismar ediliyor"

0 yorum var - 05 Aralık 2008 14:12

itiraf et, sol frame'de başlığı görünce, `airlangga` yazdı sandın.
ama değil, ne yazık ki değil.
sanırım airlangga burada açtığı başlıklarla, sonunda akp'den birilerinin dikkatini çekti, erdoğan'ın basın danışmanlığına atandı. kendisine yeni görevinde başarılar dilemeyi bir borç bilirim, `airlangga'nın sine i millete dönmesi` başlığıyla aslında ne anlattığını ancak anlayabildim.

evet, başbakan erdoğan böyle buyurmuş. yani demek istemiş ki, "değişime direnmek diye bir şey yok kitabımızda". tabii, burada direnmedikleri değişimin ne olduğu, bu değişime kimlerin ve hangi nedenlerle direndiği ayrı bir tahlil konusu. neyse, mr. erdoğan bununla da kalmamış tabii, keşke kalsaydı diyeceğimiz anlar geride kaldı, yeni nanelere hazrolun! [şu dakikadan sonra köşeli parantez içinde yazılı her cümle bana aittir.]

başbakan erdoğan ak parti’nin demokrasi ve hukuk çizgisinden asla sapmayacağını belirterek ‘biz her alanda `ezber bozan bir partiyiz`’ dedi. [hukuk çizgisinden sapıp sapmadığını hukukçular tartışsın, demokrasi çizgisi hakkında iki kelâm etmek gerek. akp'nin tek yanlı ve `kendine müslüman` demokrasi anlayışını ve bu noktada sarfettiği enerjiyi düşünürsek, nasıl bir demokrasi çizgisi ortaya çıkıyor dersiniz? evet, ezber bozdular. ama, milli görüş'ün lokomotif partisinden ayrılırken yanlarında gelen kitlenin ezberini bozdular. iktidarı ellerinde tutmak için yaptıkları manevralar ile bazı milli görüşçülerin büyük ölçüde öfkesini bile kazandılar.]

ak parti genel başkanı ve başbakan recep tayyip erdoğan, ‘`bu millet bir çuval kömüre`, `bir çuval una oyunu satmayacak kadar` `onurludur, gururludur,` `işte birilerinin görmediği budur’`’ dedi. erdoğan yola etnik, dinsel ve böglesel milliyetçiliğe çıkarken millete söz verdiklerini belirterek ‘3 kasım sonrasında da 22 temmuz akşamında da söylediğimiz gibi `iktidarımız, sadece kendi bildiğini okuyan`, `başkalarının sesine kulağını kapatan`,` demokratik katılım mekanizmalarını tıkayan` `bir iktidar değildir`’’ diye konuştu. [ bu milletin oyunu yıllardır bir çuval kömür, bir çuval unla toplayanların ağzından bu sözleri duymak insanı şaşırtmıyor. eh be kardeşim, sultanbeyli'de yaşayan pek çok insana ben dağıtmadım ya onca kömürü. bir de unutulan bir şey var, gurur karın doyurmuyor. açken, yoksunken, çocukların eve getireceğin ekmeği beklerken, kaç baba gururunu koruyabilir ki? kimi kandırıyorsunuz yahu? siz ve sizin gibiler önce aç bıraktınız bu halkı, sonra onurundan ettiniz. şimdi de yaptığınızı reddetmek için kullanıyorsunuz onları! ayrıca yola çıkmak ile ilgili cümleden pek bir şey anlaşılmıyor. erdoğan'ın ya da gazetecinin kafası karışmış herhalde. "sadece kendi bildiğini okuyan, başkalarının sesine kulağını kapatan, demokratik katılım mekanizmalarını tıkayan bir iktidar olmama" konusuna gelince. ah ulan ah, lanet ediyorum şu `göte girebilir` zıkkımına. ifade özgürlüğünü gaspetmese o gammaz seçeneği, neler söylerdim ben şimdi... başkalarnın kulağına ses kapama konusunda bir-iki bakınız vereyim, okuyun öyle gelin: (bkz: cemevi/@elsanin mecnunu), (bkz: cemevi'ni tekke olarak görmek), (bkz: 9 kasim 2008 ankara alevi mitingi) bunun `vicdani ret`'i var, ilköğretimde zorunlu din dersi var, varoğlu var...]

kriz nedeniyle bazı özel bankaların kamu yatırımı yapan şirketlere bile kredi açmadığını belirten erdoğan ‘`kusura bakmasınlar bu çalımları yemeyiz’` dedi. [kasımpaşa'nın delikanlısını al siyasetçi yap, işte böyle ekonomi anlatır sana. ulan, hangi ülkenin başbakanı krize karşı böyle bir söylem üretir? yok mu söylevlerini hazırlayacak bir danışman? varsa da, bu danışman mahalleden kapı komşusu `kara bekir` mi? ]

sorunlarinin çözümünün hukuk, demokrasi, kardeşlik ve barış içinde bulunabileceğine inandıklarını ifade eden erdoğan, ‘birileri kendi kafalarındaki çözüm planlarını bizim hayata geçirmemizi bekliyorlarsa kusura bakmasınlar bu bir beyhude bekleyiştir. ama ortak akıl oluşturuyorsa bu beklenti, onu da başımız, gözümüz üstünde değerlendirir ve onu da hemen uygulamaya koyarız’’ dedi. erdoğan, 2002’den bu yana doğu ve güneydoğu anadolu illerine 11.6 milyar ytl yatırım yapıldığını anlatarak, şöyle devam etti: ‘’benim kürt kardeşim kendi dilinde kürtçe türkü söylediği için takibata uğruyordu. trt ocak ayından itibaren 24 saat kürtçe yayına girecek. bu noktalara ulaştık. billboardlarda kendi dilinde istediği reklamını yapabiliyor. `asimile edici tutum sergilemedik`., terörün, terör yandaşlarının tehdidine rağmen gidiyor ve tek tek o illeri ziyaret ediyoruz. sorunları yerinde tespit ediyoruz. bazı yerlerde sıkıntılar oluyor. niye? hazmedemiyorlar, hazımsızlık var. büyük geliyor bu yatırımlar onlara.’ [tüm sözlerinden geçtim de, şu "asimile edici tutum sergilemedik" ayrı bir ilgiyi hakediyor. `türkiye'de kültür tektir o da islamdır` diyen bir akp milletvekili değil miydi? sadece müslümanlara yönelik mi bu koruma tavrı yani? kürtler halkı'nda vücut bulan milliyetçi uyanış(!)ı bastırmak için dinsel birlik bağları mı zorlanıyor? yoksa bana mı öyle geliyor?]

http://www.stargazete.com/politika/ak-parti-nin-lugatinda-statukoculuk-yoktur-151833.htm

4 yorum var - 05 Aralık 2008 14:11

sabah kahvaltımı yaparken, haltedip bir yandan haberleri izliyorum.

salacak sahilinde karaya oturan üç gemi ile ilgili haber yapmışlar.
tamam, iyi güzel, hem belli çekim sabahleyin yapılmış.
fakat orada bir teyze var kadraja giren, üzerindeki eşofman ve kafasına doladığı atkıyla salacak sahilinde spor yapmaya çıkmış bir teyze, ama gemiye karşı çekirdek çitliyor.
sabah sabah çekirdek itliyor lan!
hem de spor yaparken!

spiker de farkediyor abukluğu, gidip ufak çaplı bir röportaj yapıyor kendisiyle.

- (anlamsız giriş sorusu) daha önce karaya vuran gemilere karşı çekirdek yemiş miydiniz böyle?
+ (teyze tavrını bozmuyor, sağ elinin avucundan aldığı çekirdeği sol eliyle ağzına götürürken) hayır.
- peki karaya vuran gemi görmüş müydünüz yakından?
+ (teyze hâla tavrını bozmuyor, az önce ağzına götürdüğü çekirdeği dişlerinin arasında kırarken) ı-ıh.
+ (akabinde kabuğu ağzından tükürüyor teyze, elindeki kabuk parçasını da denize doğru fırlatıyor edalı edalı) şimdi bunlar birbirine mi vurmuş?
- evet...

neyse ki röportaj bir soruluk daha sürüyor ve haber geçiyor.
ama o teyze benim hafızama kazınıyor.

şimdi, spor yaparken çekirdek yemesine mi laf edeyim teyzenin, çekirdeğin kabuğunu denize atmasına mı, yoksa spor yapmaya çıkarken çekirdeği hangi ara bulup da cebine koymasına mı?
ben bilemedim.

özetle, `karaya oturan gemiyi çekirdek çitleyerek seyretmek`, insanın kendine yakışanı giymesidir. ki eminim, teyze uysa da kodu, uymasa da kodu canlar...

kaynak : `show tv`

2 yorum var - 20 Kasım 2008 23:35

(Sosyomat notu: Vurguları yakalayabilmek için ekşi sözlükten okumanız daha iyi olacaktır. Okuma arzusunda olanlara sesleniyorum tabii... Adres : http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=masumane+bir+sekilde+kara+carsafla+ortunmek%2F%40elsanin+mecn )

evet, biraz garip bir durum tanımlamaya çalıştığım.
`masumane bir şekilde örtünmek`, tam karşılamayacaktı sanki, nihayetinde kastettiğim `kara çarşaf`.
ve kara çarşafı ayırmak gerekiyor, zira türban takıp dizüstü etek fileli çorap giyenini de gördüm, askılı tişört giyenini de.
ve her akşam eyüp sahilinde yürürken, ailesinden kim bilir ne yalanlarla dışarı çıkma izni alan, sevgilisiyle karanlıkta kalan banklarda öpüşüp koklaşan, kucak kucağa bir yakınlığa erişmekten çekinmeyen türbanlılar görürüm, ama bunu yapan kara çarşaflı görmüş değilim.
neyse, mevzumuz bu değil.
amacım türbanlıları eleştirmek, kara çarşaflıları daha saf inançlı göstermek değil.

`masumane bir şekilde örtünmek` kaynağı `deniz baykal`'a dayanan bir veri.
zira kendisi, yerel seçimler öncesinde son bir atakla `chp`'ye kattığı çarşaflılar için, "onlar masumane bir şekilde örtülü" buyurmuş.
sadece bununla kalmamış hazretleri.

--- `alıntı` ---
partisinin yeni 'çarşaf açılımının' tartışılmasından memnun olduğunu söyleyen chp genel başkanı deniz baykal, çarşaflı üyelerin katılmasının parti ilkelerine aykırı olduğu yönündeki eleştirilere, geliştirdiği yeni örtünme tanımı ile yanıt verdi. "hassasiyetlerimiz değişmedi" diyen baykal, "o çarşaflılar diğerlerinden farklı. onlar kızlarını çarşafa sokmak istemiyor. onlar masumane bir şekilde örtünmüş" dedi. baykal, sabah'a şu açıklamaları yaptı:

  • türkiye'nin gerçeği bu insanlar. akp'nin uygulamalarından, politikalarından rahatsızlar. onlar "bu kimliğimizle bizi kabul edin, bizi dışlamayın ne olur" diyor. onlar, `siyaseti dine alet eden çarşaflılar` gibi, herkesi kendilerine benzetmeye çalışmıyorlar. `masumane şekilde örtünmüşler`.
  • o insanların `türkiye cumhuriyeti'nin ilkeleri`yle, `atatürk`'le, `laiklik`le ilgili bir sorunları yok. onlar, kızlarını üniversitelerde okutmak istiyorlar, kızlarının iş sahibi olmasını istiyorlar. onlar, diğer çarşaflıların aksine, `kızlarını çarşafa sokmak istemiyor`, bunun için zorlamıyorlar.
  • biz bu işi bir açılım olsun, `oy alalım diye yapmadık`. biz türkiye partisiyiz. vatandaşlar arasında ayrım yapamayız. bu girişime ve görüntüye partimizin içinde de karşı çıkanlar olabilir. onların söyledikleri partimizin politikası olamaz.
  • (üniversite ve meclise girmek isterlerse ne olacak?) `onların üniversiteler için bir zorlaması yok`. hukuk varken, anayasa varken bunu zorlamak doğru değil. anlayışımız değişmedi. ,üniversitede türban, çarşaf isteseler o zaman 'orada dur' deriz. bunları istemiyorlar.
  • bu insanlar bizim yolsuzluk, yoksulluk mücadelemizin yanı sıra, laiklikle ilgili düşüncelerimizi de biliyorlar. bunu bilerek, içlerine sindirerek geldiler. bizim değerlerimizle bir sorunları yok.
    --- `alıntı` ---

ne anlıyoruz bu sözlerden?
meğer kara çarşaflılar ikiye ayrılırmış, dini siyasete alet edenler ve etmeyenler.
bunlar onlardan değillermiş.
peki siyasal partileri de aynı şekilde ikiye ayırabilir miyiz, dini siyasete alet edenler ve etmeyenler olarak.
bu atılımı yapan chp'yi de, bu bağlamda, dini siyasete alet eden siyasal partiler kategorisine sokabilir miyiz?
bence cevap açık ve net.

sadece bununla kalmıyoruz, partiyi yıllardır elinde tutan baykal'ın tutuştuğunu da anlıyoruz aslında.
ama bu başka bir başlıkta tartışılıyor halihazırda : `chp'nin kara çarşaf açılımı`

kara çarşaf ve tercih olması konusunda ise : (bkz: kara çarsaf garabetinin tercih olduğu safsatası)

madem bu insanlar kızları çarşaflı olsun istemiyor, madem bu kadar sevmiyorlar kara çarşafı, neden bürünmekten vazgeçmiyorlar.
eğer bunu kendi başlarına yapamıyorlarsa, baykal neden arka çıkmıyor onlara?
acep onların açılmasını sağlar ve eşlerine/babalarına karşı haklarını savunursa daha çok tepki çekeceği için mi?
yoksa istediği oy artışını yakalayamayacağı için mi?
orası muallak...

--- `alıntı` ---
  • bu olay birilerini rahatsız etti. din üzerinden siyaset yapanları, onları kendi aboneleri gibi görenleri telaşa düşürdü. bizim rozet taktığımız o kadını akp'li belediye başkanı çağırdı. "istifa et, yapmayın" dedi. o kadın çok kararlı bir şekilde, "hayır istifa etmeyeceğim, chp'liyim artık" diyerek rest çekti. bu çok önemli bir gösterge... bir şeylerden korkuyorlar. neden korkuyorlar, bu tehditler niye?
    --- `alıntı` ---

chp de akp gibi dini siyasete alet eden partiler kategorisine girdi de ondan korkuyorlardır.
artık bir değil iki `akp`'miz var, hayırlı uğurlu olsun efenim.

--- `alıntı` ---
  • törenin düzenlendiği salonda 'türkiye laik cumhuriyettir', 'türk-kürt kardeştir' pankartları asılmıştı. bu bizim organizasyonumuz değildi. yani bu insanlar, inançlı insanlar. '`mutaassıp`' olarak kendilerini görüyorlar. görsünler canım, bunun ne sakıncası var. yeter ki kanunlara uysun, diğerlerini kendisine benzetmeye çalışmasın.
    --- `alıntı` ---

kürt kelimesinden korktu mu hemen organizasyonun kendisine ait olmadığını söyledi acaba baykal.
olabilir, aynı olabilirlik yarın baykal'ın türkçe bilmeyen kardeşlerinin göğsüne rozet takması ve "`onlar masum kürtler`" demesi için de geçerlidir.

ayrıca, tdk'dan kontrol ettim, mutaassıp vallahi de billahi de bağnaz demek. "kanunlara uyan bağnazlara canım feda!" mı demek istiyor baykal, anlamadım ki!

--- `alıntı` ---
  • eleştiriler yapılıyor. tamam da, benim sözüm liberallere değil. grup konuşmamda "sizin gibi liberaller olacağına mutaassıp olsunlar" dedim. bunun bir anlamı var. sözüm her liberale değil.
    --- `alıntı` ---

evet, evet, sadece ekonomik anlamda `liberalizm`'i savunanlaradır sözü. başka kime olacak?
hani altı oktan biri devletçilik ya, ona istinaden işte.
hazır yeni oku bulmuşken, ona da bir yer açalım şu logoda.

--- `alıntı` ---
  • (gül'ün cumhurbaşkanlığına eşinin türbanı nedeniyle karşı çıkmıştı eleştirileri üzerine) cumhurbaşkanı gül'ün çankaya'ya çıkmasına eşinin türbanı nedeniyle karşı çıkmamıştık. hiçbir zaman bunu söylemedik. itirazımız, gül'ün kafasına, düşüncelerine ve yapmak istediklerine idi. gelinen noktada itirazımızın haklı olduğu görülüyor. türkiye dağınık, toparlanamıyor. sorumlusu da gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesidir.
    --- `alıntı` ---

çevir kazı yanmasın?

evet efendim, anladığımız şekliyle, masumane bir şekilde kara çarşafla örtünmek, chp'li olmakla mümkündür.
akp'li, mhp'li, dyp'li, anap'lı, bbp'li, sp'li kara çarşaflıların hepsi pistir, kakadır.
buna biz, yılların siyasetçisinin çok gelişmiş mantığının ürünleri diyoruz.
kötü düşünen taş olur, taş!

kaynak : http://www.sabah.com.tr/haber,B7B8AA02B95645F6B36DA25FD500B0B3.html

7 yorum var - 19 Kasım 2008 16:44

(öncelikle bkz: )

babaşakan erdoğan, 'de poz verip açıklamalar yaptıktan sonra yurda döndü malumunuz (keşki dönmeyeydi diyenler el kaldırsın!) , ayağının tozuyla da açıklamalarda bulundu kendisi.

meğerse ülkemizde kriz yokmuş. bundan çıkar sağlamaya çalışanları da affetmeyeceklermiş.

hakikaten ya? ne krizi? hep bizim olumsuz bakışımız bu!

doğalgaza, elektiriğe %60'ın üzerinde zam gelmedi. dolar, oyro alıp başını gitmedi. çünkü.

söz konusu bile değil.

emlak sektörü, otomotiv sektörü durmadı. hatta, tofaş üretime ara bile vermedi.

yok yok, hep ben olumsuz baktığım için böyle görüyorum.

bize ne öğretti? evren yaydığımız sinyallere göre davranıyor bize.

o zaman, hep bep beraber, ortak bir bilinç yaratıyor, pozitif düşünüyoruz arkadaşlar!

oommmmm...

... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...

tayyibin aksine, biz bu inançla, 2009'un ilk altı ayını bile atlatırız şerefsizim!

http://www.ntvmsnbc.com/news/466388.asp

6 yorum var - 18 Kasım 2008 12:43

--- ---

chp gaziantep milletvekili , ekonomik krizin halkla birlikte hissedilmesi ve yaşanması amacıyla milletvekili maşlarının yarı yarıya azaltılmasını önerdi. chp'li ağyüz'ün bu önerisine milletvekillerinden farklı tepkiler geldi.

tbmm'de yazılı bir açıklama yapan yaşar ağyüz, ekonomik krizi dar gelirli vatandaşların üzerine yığan maliye bakanlığı'nın, krize karşı alınabilecek tedbileri gözardı ettiğini ifade etti. krize karşı tasarrufu öneren ve tasarrufa devlet kurumlarından başlanmasını isteyen ağyüz, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık ödeneklerinin azaltılması gerektiğini dile getirdi.

belediyelerin lüks reklam harcamaları ile kamuya lüks araç alımı ve kiralanmasından vazgeçilmesini talep eden chp'li ağyüz, kamuya ait kit'lerin yönetim kurulu üyelerinin maaşlarının yarı yarıya düşürülmesini istedi.

ağyüz, açıklamasında, "ekonomik krizi halkla birlikte duymak ve yaşamak istiyorsak, kriz sürecinde milletvekili maaşları yarı yarıya düşürülmelidir." dedi. çiftçiye, esnafa ve kredi kartı mağdurlarına gerekli kolaylıkları içeren paketlerin zaman geçirilmeden açıklanması gerektiğini belirten ağyüz, krizden çıkışın ancak yolsuzlukların önlenmesiyle mümkün olabileceğini kaydetti.

--- ---

son zamanlarda tbmm'den çıkmış, en insancıl, en duyarlı tepkidir bu istek.
gösterilen gerekçeler, gerçekten meclis'te bizi temsil edenlerin aklına arada bir düştüğümüzü gösteriyor.

merak ettim, internetten baktım, milletvekili maaşları imiş. ""*""
bırakın yarı yarıya düşürülmesini, dörtte birine bile düşürülebilir bu maaşlar bence.

ama gelin görün ki, bu söylem suskunlukla karşılanıyor, kendi partisinden destek dahi görmüyor bu sözleri söyleyen milletvekili.
hatta ak parti adana milletvekili , kendisinin milletvekili maaşıyla geçinen biri olduğunu belirterek, "benim maaşım çok şükür bana yetiyor. o arkadaş maaşını dağırtmak istiyorsa, yarısını değil tamamını dağıtabilir. o arkadaşın durumu herhalde çok iyi." şeklinde konuşabiliyor.

demek ki neymiş, sayın ünüvar, 13.000 ytl ile ancak geçinebiliyormuş. vah diyorum kendisine, vah vah!
ben 1.000 ytl ile ev geçindiriyorum ulan!

chp afyonkarahisar milletvekili ise, milletvekili maaşlarının yarıya indirilmesinin, ekonomik krizin önlenmesine bir katkı sağlamayacağını söylemiş. ünlütepe, bunun yerine daha ciddi tedbirlerin alınması gerektiğini kaydetmiş, sağolsun.

bu da "ben maaşımdan vazeçmem"in kibarcası olsa gerek.
en azından bir deneseydiniz yahu?!

daha güzeli de var : chp edirne milletvekili , "bence çok spekülatif bir yaklaşım. oportünistçe bir yorum." dedi.
evet evet, ağyüz oportünistlik yapmış, ya siz ne yapıyorsunuz sevgili çakır?

bir tek, dtp diyarbakır milletvekili destek vermiş. kendisi, milletvekillerinin halkla her şeyi paylaşması gerektiğini ifade ederek, "küresel mali kirizin ekonomik ve sosyal hayatımıza gerçekten etkileri neyse, bunu paylaşmak gerekiyor." demiş.
birdal, chp'lilerin bunu meclis gündemine getirmesi durumunda bir meclis araştırmasıyla, ekonomik krizin halkla birlike nasıl yaşabileceği ve ne gibi önlemlerin alınabileceğinin değerlendirilebileceğini söylemiş, iyi etmiş.

sorsalardı, ufuk uras da destek verirdi bu öneriye.
belki bir avuç isim daha.
diğerleri sadece kaypaklık yapar, laf kalabalığına getirir, unuturlardı/unuttururlardı bu öneriyi.

halkımın kendisini yönetmek üzere seçtiği insanların bu tutumu gözlerimi yaşartıyor vallahi.

kaynak : http://www.haberturk.com/haber.asp?id=109298&cat=160&dt=2008/11/17

ha!
bu arada!

habervaktim haberi, başlığıyla vermiş.
herhalde, söyleyen chp'li olunca, halkın vekili olmuyor onlar için.
şov kısmına gelince, şov ise şov, en azından birileri böyle bir şeyi söyleyecek cesareti buldu.
keşke meclis'te oylamaya sunulsa da, kimlerin şov yaptığını görsek.
akp'li milletvekillerinin kaçta kaçı destek amacıyla el kaldırırdı acaba?..
çok azı kardeşim, çok azı.
ben, chp'lilerin çoğu kaldırırdı demiyorum tabii ki, onlardan da pek bir fark beklemiyorum ya...
neyse!...

http://www.habervaktim.com/haber/42565/chpli_vekilden_maasli_sov.html

0 yorum var - 18 Kasım 2008 11:24

'ın takdire şayan beyanatı.

2010'da kültür başkenti olacak istanbul'un, opera ve bale için değil bir, on-onbeş akm'ye ihtiyacı olduğunu söyleyen yıldırımlar, akm'ye kapatıldığından beri tek bir çivi bile çakılmadığını, cami inşaatına harcanan paralar ile akm'nin pekâla yapılabileceğini söylemiş, bence iyi de etmiş bu sözleri söyleyerek.
"eski camilerimiz bize yeter ve estetik duyguları da çok güzel." sözleriyle de aslında camiye giden insanların gönlünü almış, o da fevkalade.

ama gelin siz habervaktim'in haberi sunumunu görün : http://www.habervaktim.com/haber/42358/cami_yapilacagina.html

öyle açık bir tahrik amacıyla, vari bir şekilde sunulmuş ki haber, insanı çileden çıkartıyor.

birinci not : biliyorum, şimdi yıldırımlar'ın sözüne karşı çıkanlar olacak, camilerin halkın parasıyla inşa edildiğini söyleyenler olacak.
onları iki başlığa yönlendiriyorum, okuyup tekrar gelsinler :

(bkz: alevi köyüne cami inşa etmek)
(bkz: cemevini cami yapıp okul lojmanını imama vermek)
(bkz: göztepe parkının yerine cami yapılması )

ikinci not : yukarıda eleştirdiğimi yapmayınız, tepki gösterecekseniz dahi, bunu vari bir şekilde yapmayın.
hatırlar mısınız, belediye başkanlığı seçimlerinde rakip aday ilçeye lise yapacağını söylerken, "cami" yaptıracağını söyler. rakibi, ilçede yeterince caminin olduğunu ama lisenin olmadığını söyleyerek karşı çıkar ona.
ve sonunda halk, tabii ki, zübükzade'nin din-iman söylevinin gazına gelir ve seçimleri bizim zübük alır.
işte o hesap söylemlerle yazmayın şuraya bir zahmet. insanların inancını sömürmeye çalışmayın.
ayrıca, istatistikler pek çok caminin gideni olmadığı için, tabiri caizse, kapısına kilit vurulduğunu söylerken, daha gerçekçi tezlerle karşı çıkın bu söyleme.

başka kaynaklar : http://haber.vatanim.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=209124&Categoryid=11
http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=372063

6 yorum var - 15 Kasım 2008 13:28

`hükümetin büyük hedefi`'dir.

sağolsun, başesgioğlu hedefini çok net bir şekilde bildirmiş. şu anda 125.000 kişi golf oynuyormuş, hedef ise 5.000.000 kişiymiş!

hayır, halk aç, iş yok, kriz var diye ağlanmayacağım.
kulakları tıkalı çünkü!

golf sahalarında kullanılan suyun dünya temiz su kaynaklarına oranını söylemeyeceğim, bu anlamsız temiz su tüketimine (katliamına?) dair çevreci söylemler üretmeyeceğim.

"ege ve akdeniz bölgesinde yılın 12 ayı yapılabilecek bu spor sayesinde hem turizm hem spor alanında dev adımlar atılacağından kimsenin şüphesi olmasın" sözlerinin olası orman yangınlarının tetikçisi olacağından, yaratılacak ranttan da bahsetmeyeceğim.

yorganı başımın üstüne çekip, gözlerimi kapatacak ve uyuyacağım ben.

yıllardır bunlar ve bunlar gibileri iktidara taşıyan, ülkenin talan edilmesine göz yuman, kendisine dokunmayan yılanları baş tacı yapan halkımın yaptığı gibi.

rehamuhtarvari son : iyi geceler türkiye! her nerede uyuyor ve nasıl olup da uyurken bile hem soyulduğunun hem de düzüldüğünün farkına varmıyorsan...

kaynak : http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Hukumetin_buyuk_hedefi_208891_9&Newsid=208891

1 yorum var - 14 Kasım 2008 15:27

Kaçınız bilir, bilmem.
Ali Nesin, Aziz Üstad'ın oğlu, Bilgi Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı, Nesin Vakfı Yöneticiliği görevlerine ek olarak, Matematik Dünyası Dergisi'nin de sorumluluğunu taşımaktadır son birkaç yıldır.

Hayatını vakfa ve matematiğe harcayan bu adamın başı bir süredir mali problemlerle biraz dertte.

Zira Matematik Dünyası'nın satışı son bir yılda epeyce düştü.

Bir dönem satışı 10.000'lerin üstüne çıkan bu derginin yaşaması için, siz duyarlı dostların yardımlarını bekliyoruz bu yüzden.

Sözü Ali'ye bırakayım şimdilik :

22 Eylul 2008.
Arkadaslar,
MD'nin satisi tekrar 10 binlere cikmazsa dergi dayanamayacak. Su an 14.000 YTL borcumuz var. Krizle birlikte kagit da pahalandi. Hepinizden dergiye abone olmanizi ve cevrenizi abone ettirmenizi bekliyorum. Internet adresi www.matematikdunyasi.org. Dunyada bir esi benzeri bulunmayan bu dergiye desteginiz icin cok cok tesekkurler. Ali Nesin

Sonradan Eklenmiş Not: "Event'e katilmak" dergiye bir sey kazandirmiyor. Abone olmak ve abone bulmak lazim. Uc ayda bir cikan derginin her sayisinin maliyeti 36.000 YTL. (Uc aylik maliyetin ayrintilarini ayrica bildirdim katilimcilara.) Derginin bayi satis fiyati, yani kapak fiyati 5 YTL. Bunun ancak 3-3,5 YTL'si dergiye geliyor, gerisi dagitimcida, bayide, kitapcida kaliyor, ya da biz abonelere indirim yapiyoruz. Demek ki uc ayda en az 11.000 dergi satmaliyiz ki 36.000 YTL'lik gideri karsilayabilelim. Oysa su anda uc aylik dergi satisi 8500'u ancak buluyor. (2000 kadar eski sayi + 6500 kadar yeni sayi). Agresif bir kampanya yapmazsak bu dergi cikamayacak. Lutfen bir caba gosterin. Matematikle ilgileniyorsaniz oncelikle siz abone olun. Ilgilenenleri abone olmaya tesvik edin. Matematik okuyan her ogrencinin dergiye abone olmasi gerekir, oncelikle matematik icin, ama mesleki ve toplumsal dayanisma icin de. Bu etkinligi dostlariniza dagitirsaniz sevinirim. Matematik ve gencler adina cok tesekkur ederim. Ali Nesin

http://www.facebook.com/event.php?eid=32286018147&ref=ts
http://www.md.math.bilgi.edu.tr/
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=matematik+dunyasi

Umarım, Sosyomat'tan da destek verecek duyarlı insanlara ulaşabilirim bu yazı vesilesiyle.

Sevgiler,
elsanın mecnunu

0 yorum var - 14 Kasım 2008 15:20

küçük çocuklarda pek yaygın olan temizlenme yöntemi.

ama bunun daha kötüsü de var. anlatayım da dinleyin :

bizim doğuştan laz sonradan egeli osman abi (bkz: http://elsanin-mecnunu.sosyomat.com/blog/2116329) köye gider birkaç yıl önce. karadenizin bilmemneresinde bir köy işte, mesele köy değil zaten.

köyden ayrılmadan önceki gün hijyen konusunda hastalıklı bir takıntısı olmasıyla ünlü kuzenini ziyaret eder. oturduğu süre boyunca kuzeninin burnu devamlı akan küçük oğluna nasıl burnunu peçeteye silmeyi öğretmeye çalıştığını görür. o anda aklına bir pislik gelir tabii.

osman abi, kuzenini ikidebir bir bahaneyle odadan göndermeye başlar ve bu süre boyunca çocuğa burnunu peçeteye silmek yerine kazağını yukarıp çekip koluna silmeyi ve kazağı geri indirmeyi öğretir. tabii ki bunu annesine farkettirmemesi konusunda iyicene bir tembihler veledi.
neyse efenim akşam olur, osman abi çıkar aynı sokakta olan kendi annesigile gider.

bir iki saat sonra tüm mahalleyi ayaklandıran "osmaaan!" sesinden ve ardısıra gelen küfürlerden, deneyinin işe yaradığını ve köyü terketme zamanının geldiğini de anlar. zira öğrendiğine göre, kazak çocuğun koluna yapışmıştır ve annesi çocuğu yatağa sokmak için üstünü soyarken acı gerçekle yüzyüze gelmiştir.

0 yorum var - 14 Kasım 2008 15:02

munzur bava/munzur baba

efsanesi şöyledir :

zamanın birinde bir pir varmış dersim'de, onun da bir tek kızı. kızı bir gün ölüvermiş. ama hikaye o ya, dede her gece kızını rüyasında görmeye başlamış. kızı, “baba” dermiş “benim mezarımı aç. bende bir emanet var, onu al ve götür.” sonunda dede gördüğü rüyayı taliplerine anlatmış. ve bunun üzerine karar verip mezarı açmışlar. görmüşler ki, kızın tabutunun içinde beşiğe benzer bir şeyin içerisinde bir çocuk şahadet parmağını emmekte. çocuğu hemen oradan almışlar dede ve talipleri. ve kız son bir kez daha görünmüş babasına rüyasında, “çocuğun adını ‘munzur’ bırakın.” demiş bahtsız taze.

gel zaman git zaman munzur, yedi yaşına gelmiş ve bugünün hesabıyla tunceli’nin ovacık ilçesine bağlı koyungölü civarında yaşayan bir ağanın koyunlarını gütmek için yanında çobanlık yapmaya başlamış.

munzur’un ağası hac zamanı geldiğinde hacca gitmiş. ağasının hacda olduğu bir gün, munzur ağanın hanımının yanına gelmiş ve :

-hanımım, ağamın canı sıcak helva ister. helvayı yaparsan ben kendisine götürürüm, demiş.

ağanın hanımı önce şaşırmış, sonra "herhalde zavallı çobanın canı helva yemek istiyor, doğrudan söylemeye dili varmıyor, utanıyor. ağasını da bahane ediyor. kendisine bir helva yapayım da yesin" diye düşünmüş. helvayı pişirip, bir bohçanın içine bağlamış ve munzur’a;

-al evladım götür, demiş.

o sırada ağa hacda namaz kılmaktaymış. namaz sırasında sağa selam verirken bir de bakmış ki,yanında elinde bir bohça ile munzur dikilmiş duruyor. namazını bitirip munzur’a;

-hoş geldin evladım, burada ne arıyorsun? nedir o elindeki? demiş. munzur da :

-ağam canın sıcak helva istemişti, onu sana getirdim, diye cevaplamış.

elindeki bohçayı ağasına uzatmış tabii. ağası bohçayı açmış ve bir bakmış ki içinde sıcacık helva paketlenmiş duruyor. hayretler içinde munzur’a bir şeyler söylemek için başını çevirdiğinde munzur'un yanında olmadığını görmüş.

ağa hac görevini tamamlayıp köyüne döndüğünde komşuları herkes elinde bir hediye ile hacıyı karşılamaya giderler.
çoban munzur da, götürecek başka bir hediyesi olmadığından bir çanağın içerisine koyunlarından bir miktar süt sağar ve bununla ağasını karşılamaya gider.

ağa munzur’u görünce yanındakilere;

- asıl hacı munzur’dur. öpülecek el varsa munzur’un elidir. önce ben öpeceğim der ve munzur’a doğru koşar.

munzur ise :

-aman ağam allah aşkına. böyle bir şey olmaz. ben yıllarca senin ekmeğinle, aşınla büyüdüm. sen nasıl benim elimi öpersin. ben sana elimi öptürmem, der ve kaçmaya başlar.

munzur önde, ağa ve yanındakiler arkasında bir kovalamaca başlar.

şimdiki munzur ırmağının çıktığı ilk yere geldikleri zaman munzur’un elindeki süt dolu çanak dökülür ve sütün döküldüğü yerde, süt gibi bembeyaz bir su fışkırır.

munzur kırk adım daha atar. fışkıran bu sulardan bir ırmak meydana gelir. munzur’un arkasından koşanlar bu ırmaktan öteye geçemezler.

munzur da dağlarda kaybolur gider.

4 yorum var - 14 Kasım 2008 15:02

Önce haberi verelim :

Polis artık 'demir cop' kullanacak

Emniyet, tartışma doğuracak yeni bir uygulamaya geçiyor. Asayiş polisleri artık demir cop kullanacak. Ölüm ve yaralama olaylarının yaşanmaması için de bütün personel eğitimden geçirilecek: "Kafa, kol ve dirseklere değil, kaba ete vurun."

Emniyet teşkilatı, plastik yerine 'demir cop' kullanmaya hazırlanıyor. Asayiş ekiplerine dağıtılacak yeni coplar, yarım metre uzunluğunda olmasına rağmen, içe doğru katlanarak 15 santimetreye kadar küçültülebiliyor. Böylece polis, copu kolaylıkla kamufle ederek kemerine takabilecek. Emniyet, bu sayede toplumda 'cop korkusu' oluşturulmasının önüne geçileceğini düşünüyor. Polis, geri dönülmez kazalara yol açmamak için kafa, kol, dirsek gibi bölgelere copla vurmayacak.

Demir copların doğru kullanılması, yanlış darbelerle ölüm ve yaralanmaya yol açılmaması için asayiş ekipleri eğitimden geçiriliyor. Toplumsal olaylarda görev yapan Çevik Kuvvet'e ise bu coplardan dağıtılmayacak. Copun nasıl kullanılacağı tek tek anlatılıyor. Buna göre polis, sert bir hareketle copu kılıfından çıkaracak. İleri doğru sallayınca cop otomatik mekanizma gibi açılacak. Demirin sesi karşıdaki kişi için erken uyarı olacak. Sesi işiten şüphelinin, direnmekten vazgeçeceği hesaplanıyor. Vücut bütünlüğüne zarar vermemek için cop, kafa, kol, dirsek gibi kırılgan yerlere vurulmayacak. Bir defa kullanılacak ve kaba ete vurulacak. İlk darbeyi alan şüpheli, darbenin etkisiyle etkisiz hale getirilecek. Emniyet kaynakları, demir copların Avrupa ülkelerinde polis ve jandarma ekipleri tarafından da kullanıldığını belirtiyor. Genel müdürlük tarafından Avrupa'dan ithal edilen demir copların önce bazı büyük şehirlerde kullanılacağı, pilot uygulamadan beklenen sonuç alınırsa ülke geneline yaygınlaştırılacağı öğrenildi. Türkiye'de özel güvenlik kuruluşlarının tercih ettiği copların yakın zamanda jandarmanın da ilgisini çekeceği kaydediliyor. Demir copun tercih gerekçeleri şöyle:

Sivil hayatla barışık bir polis prototipi oluşturmak.

Katlanabilir özelliği sayesinde copu gizleyebilmek.

Çıkaracağı sesle göstericileri ürküterek eylemden vazgeçirmek.

Şüpheliyi tek darbeyle etkisiz hale getirmek.

---------------

aslında mesele polisin sadece demir cop kullanması değildir. adresten de görüldüğü üzere şeklinde cop kullanmasıdır.
birileri niyetlerini ayan beyan koymuş ortaya.
"şlakk" efekti falan?!

--- ---

polis, geri dönülmez kazalara yol açmamak için kafa, kol, dirsek gibi bölgelere copla vurmayacak.

--- ---

ben de yedim?!

--- ---

demir copların doğru kullanılması, yanlış darbelerle ölüm ve yaralanmaya yol açılmaması için asayiş ekipleri eğitimden geçiriliyor. görev yapan çevik kuvvet'e ise bu coplardan dağıtılmayacak.

--- ---

çok afedersiniz ama madem gerekçeleri sivilleri korumak, bu copun çevik kuvvet ekiplerine dağıtılmaması.:

- sivil hayatla barışık bir çevik kuvvet prototipi oluşturmamak,
- copu gizleyememek,
- göstericileri ürkütmeyip, iyice toplaştığında meydan dayağından geçirmek,
- şüpheliyi döve döve kendinden geçirmek,

anlamına gelmiyor mu? yoksa ben mi ters okuyorum?...

yoksa, çevik kuvvet ekipleri hakkına sahip de, bu copla vurulamayacağı için mi onlara verilmiyor.

hayır, biliyorum, öyle de böyle de, bu copun tadına bakacağız. kendisini uygulanırken gözlemleme şansı elde edeceğiz.
bu ülkede bir bireyin birşeylerin yanlış olduğunu yüksek sesle söylemesinin bedeli, o bireyin kolluk kuvvetleri tarafından susturulmaya çalışılmasıdır/susturulmasıdır çünkü.

ben hesaplarını anlamadım, bunlar hesapta iyilik mi kötülük mü yaptılar, anlayan benim gibi anlamayanlara anlatsın lütfen.

pls öpt tşk by!

0 yorum var - 14 Kasım 2008 15:02

şah haydar seyyid mahmud-i hayrani’nin oğludur. zeve yakınlarında bulunan zargovit tepesinde hayvanlarını otlatmak için bir ev yapar. burada hayvanlarıyla meşgul olur.

kışın zemherisinde keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören seyyid mahmud-i hayrani “acaba şah haydar bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar.” diye merak eder ve şah haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. bir de bakar ki şah haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdiriyorsa o ağaç hemen yeşeriyor. taze filizlerle süsleniyor, keçiler de bu filizlerden yiyerek besleniyorlar.

seyyid mahmud-i hayrani bu durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. ancak o sırada bir keçi, birkaç kez üst üste hapşırır. şah haydar ne oldu babam derviş mahmud’umu gördün ki bu kadar hapşırırsın, der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür.

babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için mahcup olur. mahcubiyetinden kaçıp halen düzgün baba dağı olarak söylenen bir tepeye çıkar ve burada mekan tutar. rivayet olunur ki şah haydar babasına ismen hitap ettiği için mahcubiyetinden ötürü kaçtığı zaman ayağında kışın karda giyilen hedik veya leken varmış. bu hediklerle zargovit’ten düzgün baba tepesine kadar (takriben 5 km.) üç adım atmış, bastığı her yerde hedikler taşa iz bırakmıştır. bu izler hala durmaktadır.

şah haydar bir iki gün eve gelmeyince annesi endişelenir. durumunu öğrenmesi için şah haydar’ın babasına rica eder. o da yanındaki müritlerine “gidin bakın bakalım bizim şah haydar ne alemde?” der.

müritlerden birkaç kişi 2500 metre yükseklikteki dağın tepesine çıkıp şah haydar ile görüşürler. durumunun iyi olduğunu ve herhangi bir sorununun olmadığını öğrenerek tekrar zeve’ye dönerler. seyyid mahmud-i hayrani’ye, şah haydar’ın durumu düzgündü, merak edilecek herhangi bir şey yoktur. selam ve hürmet eder ellerinizden öper derler.

bu işi düzgündür sözü dilden dile dolaşır ve asıl adı şah haydar olan bu zata artık bir süre sonra düzgün baba olarak bir isim atfedilir. o günden, bugüne düzgün baba olarak söylenir.

0 yorum var - 14 Kasım 2008 15:01

gelin pınarı nazımiye ilçesinin kuzeyinde, ilçeye 13 km. uzaklıkta dereova bucağının yanında bulunmaktadır. 30-40 metre yükseklikteki kayalardan sarkıtlar ve dikitler yaparak ince ince akan sular, alışılmış bir şelale görünümünün dışında buraya bir efsane havası vermektedir. yazın bunaltıcı sıcaklarında şelalenin 50 metre kadar yakınına varıldığında bir an da sanki binlerce vantilatörün çalışarak meydana getirdiği bir serinlik insanın bedenini sarar. kayalardan aşağıya iplik iplik akan suların gerek sesi, gerek serinliği ve gerekse manzarası görülmeye değer bir doğa harikasıdır.

buranın da kendisine özgü efsanesi şöyledir :

bu yörede yaşayan ailelerden birinin genç oğlu ile genç kızı evlendirilir. yeni gelin yöre adetlerine göre belli bir süre evde kaldıktan sonra, bir gün kaynanası kendisine;
-haydi gelinim, şu bakracı al sağım yerine getirilen hayvanlarımızı sağ ve sütü al getir, der.
gelin bakracı alır, köyün diğer genç kızları, gelinleri gibi o da sağım yerine gelir ve kendilerine ait bütün sütlü hayvanları sağar, bakracını sütle doldurur. ancak en son sağdığı kara keçi birden ayağını bakraca vurur. süt dolu bakracı devirir, bütün süt akar gider.

gelin birden şaşırır, çok üzülür. ağlamaya başlar. “daha yeni gelinim. bana elinden iş gelmez, beceriksiz gelin diyecekler. benimle alay edecekler, diye sızlanır. bir yandan da kara keçiye beddualar yağdırır.

o sırada gelinin geciktiğini gören kaynana, yüksekçe bir yere çıkarak acele gelmesi için gelinine seslenir. gelin mahcup ve üzgün bir şekilde, önündeki boş bakracı, boş götürmektense yaratana sığınarak yanındaki pınardan su ile doldurur ve ağzına da bir bez kapatarak, o şekilde eve getirerek sepetin altına koyar.

bir müddet sonra sütü kaynatıp mayalamak için, bulunduğu yerden almaya gelen kaynana, bezi kaldırdığında bakracın içindeki su süt olmuştur. bir kenarda durarak olanları üzüntü ile seyreden gelin, kendisini mahcup etmediği için tanrıya şükreder.

o gün, bugündür bu pınarlardan akan sular koyunlar sağılmaya başladığında, süt renginde akarlar. koyunların sütü kesilince de tekrar doğal rengine döner.

2 yorum var - 01 Kasım 2008 15:58

her zamdan sonra yazılı ve görsel medyada bir süre boyunca epeyce yer tutan haberlerdir bunlar.

elektrik zammı olduktan sonra : çamaşırlarınızı ve bulaşığınızı gece üçten sonra yıkayın, ütünüz için ideal saatlar sabah beş ile yedi arasıdır, akşam beşten sonra ışıkları açmayın gibisinden şeyler söylerler.

su zammı olduktan sonra : musluğunuzu kapalı tutun, damlıyorsa yaptırın, bulaşığı lavaboda değil leğende yıkayın gibisinden şeyler söylerler...

%83'e varan doğal gaz zammından sonra : muhtemelen, soğukta üşümeden yaşamanın 101 yolunu anlatacaklar bizlere. bekleyin, akşam haberlerinde görürsünüz...

peki nedir bu haberlerde bana bu kadar batan şey?!

hiçbiri, "nasıl boykot yapabiliriz?", "zamma karşı hükümete ne tür bir baskı yapabiliriz?" gibi haberlere futbolcunun orası, mankenin burası, sedanın yukarısı, ibo'nun çenesi kadar yer vermiyor...

vatandaşa her zammı kabullenmesi gerektiğini, karşı çıkmak yerine kemeri sıkmasını, tasarrufa yönelmesini öğütlüyor hep...

ve bu beni gerçekten sinir ediyor... çözüm direnmekte, karşı çıkmakta değil, çözüm sadece -sakıp ağa efektiyle- tasarrufta tasarrufta tasarrufta...

yakında hepimiz 'in eşeği gibi yemek yemeden, su içmeden yaşamayı öğreneceğiz, ömrümüz yeterse tabii!

0 yorum var - 24 Ekim 2008 01:41

demirel'in ne demek istediği üzerine düşünüp de bir çıkarımda bulunamayan insanların ortak söylemi.

evet bu adam bize bir şey anlatmaya çalışıyor.
hem de pek çok defa. çok fazla sözle.

onun hafızamıza kazınan ilk sözü, denizler'in idamında menderes'lere gönderme yaptığı "uc bizden uc onlardan" oldu mesela.
sonra "bana sagcilar adam olduruyor dedirtemezsiniz" sözünü epeyce çok tekrarladık. ne anladık o ayrı konu.
sağcılar adam öldürüyor o da bunu kabul ediyor ama söyletmiyorlar mı?
yoksa onu buna iknâ edemeyeceğimizi mi anlatmaya çalışıyor, bir türlü anlayamadık.
bir ara "iki anahtar"dan bahsetti, 500 günde ekonomiyi düzelteceğini söyledi...
bizim iki anahtarımız olamadı ama, o kaşla göz arasında cumhurbaşkanı bile oldu. hatta bu söylemi tansu'ya devretti, biz yine kandık...
ha! unutmadan... ki aslında unutmak mümkün değil, madımak'ta canlar yanarken "halkla polisi karsi karsiya getirmeyin" dedi. göte girebilir şeyler söyleyesim var bu konuda, o yüzden sessiz kalmayı seçiyorum bu cümle hakkında...

sonra, bir ara üniversiteleri dolaşıp bilisim hakkında konuşmaya çalıştı.
kimse çıkıp da, bre ihtiyar sen ne anlarsın bilgisayardan, data mining'den, bilişimden demedi...
o bir şeyler anlatırken herkes susup ne anlatıyor diye dinledi...

şimdi de birşeyler demiş kendisi, ben anlamadım, anlayan var mı bilmiyorum.

aşağıdaki alıntı habervaktim com'dandır, şiddetle tarafsız(!)dır... *

Demirel, Anayasa Mahkemesi'nin üniversitelerde eğitim özgürlüğünü sağlamaya yönelik anayasa değişikliğini iptal kararının yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar açık olduğunu söyledi.
Demirel, kararla Meclis'in anayasayı değiştirme iradesinin vesayet altına alındığı yorumlarının hatırlatılması üzerine, "olabilir olabilecektir. Burası demokrat bir ülke, her şey tartışılır ama karar karardir." dedi.

Ardından da, prag bahari ile ilgili seminerin açılışında, islam dünyası ile Batı arasında başgösteren hoşgörüsüzlük, aşırılık, yabancı düşmanlığı ve kutuplaşma eğilimlerine dikkat çeken Demirel şunları söyledi: "Birtakım aşırı gruplar tarafından Avrupa'da yaşayan Müslümanlara yöneltilen nefret dolu beyanatları ve daha da önemlisi bu insanların malları ve canlarına karşı girişilen saldırıları endişeyle izlemekteyiz. içinde yaşadığımız bütünleşme ve işbirliği çağında, duvarları ortadan kaldırma yönünde birlikte çaba sarf ederken, bu tür anormalliklerin kalıcı hale gelmesine ve yen ayrım çizgileri oluşturmasına izin vermemliyiz. Çeşitlilik, korkulacak bir şey değildir. Tam tersine bir zenginlik kaynağıdır. Bu itibarla insanlar, aralarındaki farklılıklarından ziyade çoğulculuk, diyalog, insan onuruna saygı, temel özgürlükler ve cinsiyet eşitliği gibi ilkeler üzerinde odaklanmaya teşvik edilmelidir."

evet, demirel sanırım yıllardır yaptığı gibi bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor, ya da öyleymiş görüntüsü veriyor.
ama ne anlattığını kimse bilmiyor...

11 yorum var - 22 Ekim 2008 14:01

kahrolası ateistlerin(!) yeni propaganda methodu imiş. :)

--- ---

ingiltere'de ateist otobus kampanyasi isimli bir grup, Londra'daki otobüslerde kampanyası başlattı.

Kampanyaya en büyük desteği ise ateistlerin önde gelen isimlerinden ingiliz veriyor. Dawkings, "Adnan Oktar""'ın evrim teorisini çürüten çalışmalarından sonra, dine karşı bir kampanya başlatmıştı.

Londra'daki belediye otobüslerinde yer alacak reklamlar için yardım kampanyası başlatan ateist gruplar, "Büyük ihtimalle Tanrı yok. Şimdi endişelenmeyi bırakın ve hayatınızın tadını çıkarın" sloganını kullanacak.

Ateist Otobüs Kampanyası isimli grup, internetten şu ana kadar 5 bin Sterlin yardım toplarken, ateistlerin önde gelen isimlerinden Richard Dawkings ve British Humanist Association isimli kuruluşun da 11 bin Sterlin yardımda bulunmayı vaad ettiği bildirildi.

Kampanyanın, yeterli miktarda para toplanmasıyla Ocak ayında başlatılacağı kaydedildi.

http://www.habervaktim.com/haber/38737/ateistler_otobus_reklami_baslatti.html

--- ---

haberin resmi de şöyle :

Ah ah ah! Nereden başlayayım ki?
richard dawkins'in bir anda dawkings olmasından mı, yoksa adnan oktar'ın evreim teorisini çürüten çalışmalarından mı?

Açıkçası slogan çok hoşuma gitti benim :

"There is probably no god.
Now stop about worrying and enjoy your life"

Hayata ve korkularımıza dair çok güzel bir çalışma. Hayyam rubailerinden çıkma sanki. Hani, devamı da şöyle olsa fena olmazdı :

Varlık yokluk derdini aklından sil,
Bırak öteleri de kendini bil,
Doldur şarabı, geniş bir nefes al,
Kaç nefes alacağın belli değil.

Ama mesele bu değil tabii ki. Mesele 'un habercilik anlayışı ve Adnan Oktar savunusu.

Hani, ben bilmiyorum ya, varsayıyorum ki, dawkins amca bu çalışmayı destekliyor, varsın desteklesin, ne olacak ki?
Bunun üzerinden habere bir anda Adnan Oktar'ı sokmanın, haberde onun reklamını yapmanın ne gibi bir anlamı olabilir?

Hem Adnan Oktar'ın i nedir ki? Yani, bu adamın çürüttüğüne gerçekten inanmış mı Dawkins amca?
Onu muhatap alıp, bu yüzden böylesi bir kampanyanın başını çekmeye mi başlamış işi gücü bırakıp?
Ve dahi diğer bilim insanları, gerçekten ciddiye almışlar mı Adnan Oktar'ın atlı fevkalade eserini?
Tir tir titremişler mi yıllarca üzerinde çalıştıkları şeyi bir adam, tek bir kitapla yerle yeknesan ettiğini düşünüp?

Hadi canım! Siz kimi kandırıyorsunuz?

Aklıma tek bir şey geliyor, yazsam umarım ayıp olmaz : bi siktir git çay koy!

Not : Şimdi aklıma geldi. Belki de bu