meczub'un köşesi...

blog'a geri dön

0 yorum var - 20 Temmuz 2008 17:44

küçüklüğümüzden beri hepimizin çekmeye mahkum olduğu bir cehennem azabıdır, her başarısızlığımızda ana babalarımızın bizim yaşımızdaki başarılarını dinlemek.

- beden dersin kötü gelmiş, bak babana bilmemneler arası voleybol turnuvasına katılıp derece almış.
- özür...

- ne bu fen notu? bak annene, matematikte hep birinci gelirmiş.
- hmpfh...

- türkçe notuna bak! ne bu hal? kendi dilinde okuyup yazamazsan nasıl başarılı olacaksın hayatta? bak bize, biz türkçe derslerini hep 9-10'la geçerdik.
- ühühühühühüh...

- matematik notu dediğin böyle mi olur? utan utan, baban senin yaşındayken öğretmen azlığı nedeniyle alt sınıfların matematik derslerine öğretmen olarak girerdi.
- oha anne oha!
- sus anneye oha denmez!
- böhühühühühühü...

senelerce, her başarısızlığımızda ebeveynlerimizin ne kadar başarılı olduğunu dinledik.
sanki o başarıları özenle saklamışlar da, biz başarısız olduğumuzda yüzümüze vurmak için bekletiyorlar bir köşede.
hayır, nedir istedikleri anlamam ki?
söyleyin canlar, hanginiz anne babanızın nasıl da başarılı, atak, girişken ve hepbirinci olduğunu öğrendinizde hırslanıp notlarınızı yükselttiniz, daha başarılı oldunuz?
sanki köşede bekleyen bu başarıların sizi motive edeceğine inanıyorlar, sanki onların başarılı olması sizin de başarılı olmak zorunda olduğunuz anlamına geliyor...

yıllarca annemin sosyalde ne kadar iyi, babamın fende ne kadar muhteşem olduğunu dinleyip durdum.
taa ki...

evet, taa ki adını ağızlarına dahi almadıkları o diplomalarını, karnelerini, gençlik fotoğraflarını gardırobun üstündeki siyah bond çantanın içinde buluncaya dek!
odanızın kapısını yüksek sesle çarpmanın bile saygısızlık olduğu, kapıyı kapalı tutmanın ise yasak olduğu bir evde, herşeyiniz ortada, aleniyken bulunan bir şifreli çantanın üzerimdeki etkisini tahmin edebilirsiniz.
sanki denizler altında yirmibin fersah'a inmişim, sanki karun'un saklı hazinelerine giden haritanın olduğu kutuyu bulmuşum, sanki kristof kolomb olmuşum da dünyayı gezmişim gibi bir heyecan, bir coşku. halbuki o çanta yıllaryılı orada durur, aklıma bile gelmezdi.
keramet tozlanmasındaymış!

oturup 000'dan başlayarak ve tek tek deneyerek, şifreyi bulana kadar ilerledim.
bilen bilir, eski şifreli çantalar şifre sayıya geldiğinde tık ederler, ben de duymuşum bunu bir yerlerden, kulağım çantanın şifre kısmına dayamış, gözlerimde konstantrasyondan kaynaklanan bir şaşılık, gün boyu dinledim artırdım artırdım dinledim, önce bir şifreyi, sonra da diğerini. evet, uyanığım ben de sizin kadar, birini bulunca diğeri aynı mı diye baktım önce, ama yemedi, bizim peder zeki adam tabii, derslerinde o kadar başarılı olan bir babadan başka ne beklenir? ben söyleyeyim, şifreyi diğer şifre + 1 yapması!!

evet efendim, bunca emek uğraşı ne içindi?
hayatım mı kurtulacaktı?
dünyanın dengesini mi değiştirecektim?
hayır, bizim evde bu kadar gizlenen bir şeyi keşfetmenin dayanılmaz hazzını yaşayacaktım tabii ki.

bu şey gibidir, çocukken olur ya ara ara kazalar, anne baba sevişirken odaya girer, baskın yapmış gibi olursunuz hani.
üç aptal bakış bir noktada buluşur. ikisinde zevk ve şaşkınlık, birinde korku ve şaşkınlık vardır, anlatamam, yaşamamışsanız öğrenmek için denemeye kalkmayın. eşşek kadar olmuşsunuzdur şimdi, ayıp kaçar.

ya da daha iyi bir örnek vereyim, bu tuvalette/odada otuzbir çekerken babasına yakalanmış bir ergenin intikamına benzer.
sanki o çantadan öyle resimler ve belgeler çıkacak ki, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, bir anda tüm kozlar sizin elinize geçecektir.
sanki o çantadan babanızın osbir çekerken çekilmiş resmi çıkacak, ya da en azından sivilce dolu bir yüzle çekilmiş fotoğrafı.
böylece siz de babanızın masum olmadığını ispatlayacaksınız.
aslında babanız hep böyle değildi, ciddi duruşlu, asık suratlı bir ihtiyar olarak doğmadı.
o da bir zamanlar genç ve sivilceliydi, üstelik sizin gibi osbir çekiyordu.
hayal etmeye çalışın, çekinmeyin çekinmeyin, çalışın. kötü oluyorsunuz değil mi?
evet, kötü birşey ama gerçek :
(bkz: babalar da osbir çeker)

evet efendim, çantayı açmıştım en son.
içinden ailenin siyah beyaz fotoğrafları çıktı. babam eski ispanyol paça belden daracık pantolonlardan birini geçirmiş üstüne (bir de küpeme bozulur üstelik), gömleğinin düğmeleri göbeğe kadar açık (sakalımı beğenmez), saçları uzun (çok uzattığımdan yakınır saçlarımı). hala uzatır saçlarını, ama o zaman önler kısa arkadan uzun modasının etkisinde kalmış besbelli, felaket bir saç stili var. annem desen bir acayip, anlatmaya dilim varmaz.

fotoğraflardan sonra bizim gizli aile belgelerimiz geçti elime.
diplomalar, yıllıklar, ve de en önemlisi karneler!

yüzümde beliren şehvetli şeytani ifadeyi tahmin edebilirsiniz!
kaçınız ebeveynlerinizin karnesini gördünüz?
inanmayın "karneleri taşınırken kaybetmişiz" benzeri sözlerine, besbelli var karneleri!
korkuyla da saklıyorlar.

o an babamı hayal etmiştim, beni karnemdeki zayıflarım nedeniyle azarladıktan sonra odasına çıkıyor.
kapıyı arkadan sessizce kitleyip sandalyeyi gardırobun önüne çekiyor.
çantayı açıp titreyen ellerle karnesine bakıyor.
fizik 1, kimya 2, geometri 2, matematik 3.
"aman allahım! kimseler bilmemeli."
babam hep sınıf birincisiydi çünkü!

ve evet, çantayı yeniden kitleyip gizlice aldığım yere koyuyorum.
silahlarım hazır, güçlüyüm artık!

karne dönemi geldiğinde başlıyor azarlar :

"ne bu matematik?"
"vah vah! bizim zamanımızda böyle miydi?"
"serseri olacak, vallahi serseri!"
"aman aman, şu gömleğe şu kravata bir bak!"
"ben senin yaşındayken sınıf birincisiydim!"
"ya ya, sınıf birincisiydi senin baban!"

"bir dakika!" diyor, yukarı çıkıyorum.
merakla bakıyorlar arkamdan.
"allah allah!"
"ne oldu ki şimdi?"

elimde çantayla indiğimde ikisinin de yüzüne konsantre oluyorum önce, bana nasıl baktıklarına bakıyorum. gözlerimde zehirli bir parıltı.

"nıhahaha!" dercesine koyuyorum önlerine çantayı, şifreyi bildiğimden şıp! diye açıyorum.

karnelerini çıkarıyorum ikisinin, önlerine koyuyorum.

susuyorlar.

"anne babanın eşyalarını karıştırmak hiç doğru değil!"
"bu yaptığın etik değil oğlum!"
"nasıl buldun şifreyi?"

neyse, tahmin edeceğiniz üzere kapanıyor o konu, lise bitene kadar ne bir veli toplantıma geliyorlar, ne de karnem hakkında konuşuyorlar.
ama biliyorum ki o çanta artık çok daha derinlerde.
karneler ya yokedildi, ya da bir daha günyüzüne çıkamayacaklar asla.

demem o ki canlar, ebeveynlerin karnesini bulmakta geç kaldıysanız, çok şey kaybetmişsinizdir.
tüm aile düzenini ve ebeveyn otoritesini yerinden oynatacak büyük sırlar saklı o karnelerde.
henüz geç kalmadıysanız, arayın, arayın arayın!

-----

not :

geçen gün kardeşimin karnesini gördüm, sınıf öğretmeni olan "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretmeni şöyle bir not düşmüş karneye :

"soyadın olsa da çelik,
karnede var iki delik."

acaba onun da öğrenme zamanı geldi mi gerçekleri?
yoksa ben de "ben senin yaşındayken " sözlerini söylemeye başlamalı mıyım?
hem kendi çocuğum için pratik olur!*

editsel haller : tekrar tekrar okudum yazdıktan sonra şu rezil iki dizeyi, ancak şu yorumu yapabiliyorum : ben o hocanın şairliğine tüküreyim! yok yok, hakikaten tüküreyim!
delik ile çelik arasındaki o iğrenç uyuma bakar mısınız? bir eşi daha yok, yeminlen bak!
ayrıca delik ne ya?
ne deliği bu?
psikopat bir hoca bizim veledin gözünü korkutmak için sigara mı söndürdü karnede?!
anlamadım ki!

bu yazıya puanı basanlar:

diğer blog yazıları