meczub'un köşesi...

blog'a geri dön

2 yorum var - 20 Ağustos 2008 11:26

çok değerli bir insan tarafından başıma vura vura hatırlatılan türkü.
aklımda başka bir isim vardı bu türkü için ama emin değildim, düşündükçe de tereddüte düştüm.
halbuki yıllar yıllar önce, ne dinlerdik bu türküyü plaktan.

arada cılız bir ses hikayeyi anlatır, sonra ses susar ve erkek ile kız okurlardı türkünün kendilerine ait kısmını.
türkü kah durarak kah akarak ilerlerken, biz pikabın başında uzaklardan gelen sevdiceğini tanımayan ve bir yabancıya ayran vermeye gönüllü olmayan kızın tedirginliğini ve kendisini tanımayan sevgilisinden bir ayran almaya çalışan erkeğin heyecanını yaşardık.
o sevimli mücadeleyi, erkeğin kızın kalbini bir başkasıymış gibi çalmaya çalışını, leyla'yı görünce tanımayan ve onu kovan mecnun misali sevgilisi karşısındayken dahi onun hatırasına hörmetinden kendisini geri çekişini anımsamak beni ne kadar mutlu etti, anlatamam.

eğrisi doğrusu, bana gönderildiği biçimde yazacağım türküyü buraya.
internette ararsanız çok daha fazlasını bulabilirsiniz muhakkak.
ayrıca yaşar özürküt'ün öyküleriyle türküler 3 adlı kitabında (istanbul, 2002) bulunmakta imiş, bilginize.
haydi başlayalım:

----

hikaye hatırladığım kadarıyla askere giden ve uzun süre dönmeyen erkek (aziz) ile köyde onu bekleyen nişanlısına dair. erkek uzun zaman sonra köye dönüyor, köyün girişinde nişanlısını görüyor, elinde bir testi ayranla. kızdan ayran almaya çalışıyor. kız da bir yabancıya ayran vermeyi reddediyor. görelim ey canlar, aziz nasıl istiyor bu ayranı, cemile nasıl reddediyor her seferinde :

önce rica ediyor aziz :

uzak yollardan da kıvrandım geldim
tatlı dillerine eğlendim kaldım
gelin bu ayranı taze mi yaydın
hüda'nın aşkına doldur ayranı

cemile nezakete burun büküyor :

uzak yolların vefası mısın
ak alnımın da sen cefası mısın
yaydığım ayranın kahyası mısın
anamdan habersiz vermem ayranı

baktı olmuyor, tehdit etmeye çalışıyor aziz :

bunca yıldır gurbet elde dururum
çeker silahımı seni vururum
ya ayranı alırım, ya da ölürüm
gel kız kerem eyle doldur ayranı

cemile daha çetin çıkıyor, ayranını verir mi elin herifine :

ayranı atlarıma yüklerim
götürür de dağ başına dökerim
gurbet elde yârim vardır, beklerim
ondan başkasına vermem ayranı

baktı olmuyor, bu sefer bilmece sormayı deniyor aziz :

o nedir ki yer altında paslanmaz
o nedir ki suya düşer ıslanmaz
o nedir ki etin kessen seslenmez
ya bunun cevabın ya da ayranın

cemile bu oyuna da gelmiyor, sorulan her soruyu cevaplıyor :

o altındır yer altında paslanmaz
o güneştir suya düşer ıslanmaz
o ölüdür etin kessen seslenmez
bilirim bunları vermem ayranı

bakıyor çare yok, kimliğini açık ediyor aziz. bakın nasıl anlatıyor kendisini :

tepsiye koydum da binliği tozu
ortadan kaldırdık hele aziz'i
bir kaşık ayranı ver hala kızı
hüda'nın aşkına doldur ayranı

ve cemile de karşısındakinin aziz olduğunu anlayınca ne cevap veriyor :

tepsiye koydum binliği tozu
ortadan kaldırdım hele aziz'i
sana feda ettim iki ala gözü
getir kabını da doldur ayranı

böyle güzel, böyle duygulu bir türküyü hatırlamamı borçlu olduğum iki insanı sevgiyle anıyorum.

ilki, akşam olup da elektrikler gittiğinde, mum ışığında beşik yaptığı ayaklarına uzattığı kardeşimi uyuturken, hem aziz hem de cemile olup bu türküyü okuyan ve hala duydukça sözlerini hatırlayıp gülümsememe neden olan onlarca türkü/ninnin sözlerini bana ezberleten annemdir; ikincisi, bana sözlerini göndererek bu akşamı güzelleştiren insandır.

edit: yukarıda bahsetiğim kaynağa ait bir link buldum. bir heves paylaşayım dedim, http://www.turkuler.com/hikayeler/ayran.asp

bide ayran gönüllüler var o ne ola ki.

antiparadigmahatunu  20 Ağustos 2008 15:57  

Ah balam, onlar bir ayranın bir de gönlünü ayran yapanın aslında nelere muktedir olduğunu bilmeyenlerdir...

Bir türküde bile köylü kızı gönlünü vermediğine ayran vermezken, gönlünü ayran etmek ne demektir aslında, sen söyle balam? :)

elsanin mecnunu  20 Ağustos 2008 16:13  
bu yazıya puanı basanlar:

diğer blog yazıları