meczub'un köşesi...

blog'a geri dön

2 yorum var - 20 Ağustos 2008 13:52

öğrenci evi dediğin doğası gereği kirlidir, kirlidir ya, bizim eve kıyasla pek çok öğrenci evi temiz sayılır.

nasıl söyleyeyim, nasıl izah edeyim size? misal, biri halıya bira döktüğünde, biranın muhteviyatındaki alkol nedeniyle halıdaki mikropların öldüğüne, bu şekilde evin daha temiz bir yer haline geldiğine inanan insanların eviydi bizimkisi.

ya da çok afedersiniz tuvalete işemeye giden misafirlerimiz, fayanslara işemeyi marifet bilir, böylece fayansları temizleyerek bize yardımcı olduklarını düşünürlerdi.

yani dostlar, o evin kapısından içeri girip, 6 saat geçtikten sonra hala yaşayan bir insan, yeryüzündeki pek çok mikroba karşı bağışıklık kazanmış olurdu.

bir gün, bu durumdan çok bunalan (yalan, geceyi bizde geçirip nefes darlığından hastaneye kaldırılan bir arkadaşımıza olanları görünce, diğer arkadaşlarımız kafamızı şişirmişti) biz ev sakinleri, evi temizlemeye karar verdik.

ama nasıl?
görev paylaşımından anlamayan, daha doğrusu bir işin ucundan tutmak ellerinden/işlerine gelmeyen üç insan nasıl ev temizleyebilir?
tabii ki, tavla turnuvası düzenleyerek!
birinci yatacak, ikinci bulaşıkları yıkayacak, üçüncü evi temizleyecek.
fevkalade!
tabii, bu anlaşmanın bir de değinilmemiş yanı var. hepimiz birinci olup yatma hayalleri kurarken, turnuva bitene kadar eve kim dokunur,bir tek bardağı yıkayan çıkar mı? tahmin etmek zor değil, hayır çıkmaz.

uzun sözün kısası, turnuva başladı çok geçmeden.
bir gün, iki gün, üç gün, bir hafta değil, tam üç hafta sürecek bir turnuva hem de!

hepimiz dört bir yandan hile yapıyor, birkaç puan öne geçen olursa işbirliğine gidiyor, kirli ortaklıklarla evin içerisinde bir kurtlar vadisi ortamı yaratıyorduk. kimin eli kimin cebinde, kim kimle birlikte hareket ediyor, bilinmez olmuştu. bu eğlencemizin uzamasına da izin verilmedi. bizi evi temizlemeye ikna eden arkadaşlarımız, bu turnuvanın da temizliği ertelemek için bir bahane olduğunu farkettikleri anda turnuvayı da bitirdiler zorla.

a dostlar bitmişti, bitmişti amma bir sorun ne haldeydi ev, bu turnuva bittiğinde?
konu komşu, arkadaş, sevgili ve aklımıza gelen herkesten aldığımız kapkacakla dolan, taşan ve artık kapısı bile kapanmaz olan ve bırakın içinde yemek pişirmeyi, önünden geçerken burnumuzu tuttuğumuz bir mutfak, kenarda atılmamış çöplerin medeniyet kurduğu bir koridor, tıkanmış bir tuvalet, daha neler neler....

hileyle hurdayla bu dereceyi elde eden ben, sonuçların açıklandığı gecenin sabahının erken saatlerinde nereye gittiğimi önemsemeksizin evden kaçtım. eve dönmemek için nasıl bir çözüm bulacağımı düşünürken turnuvada üçüncü olan ev arkadaşımdan telefon geldi "abi ben izmir'e kaçıyorum, birkaç hafta sonra görüşürüz." evet, aradığım çözümü bulmuştum.
ben de şehir dışına kaçacaktım.

evde kalan "birinci" ya o pislik içinde ölecek, ya da temizleyecekti evi! ölmek var dönmek yoktu bana! otostopla istanbul'a geçtim o gün, esenler'den bakırköy'e kadar süren uzun bir yürüyüşten sonra o gecemi bakırköy sahilinde uyuyarak geçirdim. pişman değilim, sokaklar bizim evden temizdi ne de olsa!

bu arada evde kalan "birinci" telefonla arayıp duruyor, ikimizin de kaçmış olmasının yarattığı öfkeyle küfürlü mesajlar gönderiyor, eşyalarımızı yakmakla tehdit ediyordu bizi. sonunda mesajlar kesildi, ben de bir hafta istanbul'da kaldıktan sonra ankara'ya döndüm, ev arkadaşımın cesedini çürümeden çıkarmak gerekiyordu evden. ona bu kadarını borçluyduk!

ankara'ya dönünce ev arkadaşımın da evi terkettiğini öğrendim. kötü bir haberdi bu, tehlike hala ortadan kalkmamıştı ne de olsa. bir hafta da sessiz sedasız ankara'da saklandıktan sonra, diğer ev arkadaşımın da şehre döndüğü haberini aldım. ikimiz de yorulmuştuk sürgünden, alıştığımız bok çukuruna dönmek istiyorduk.

el mecbur, gittik eve.
kaçtığımız demeyelim de, bıraktığımız zamandan bu yana mutfakta birkaç medeniyetin kurulduğunu ve geride ufak piramitler bırakarak yokolduğunu gözlemleme şansı elde ettim, inanılmaz bir görüntüydü. özellikle de kaşarın üzerindeki ormanlık arazi ve şehirlerin birbirine geçmiş manzarası muhteşemdi! temizlemekle görevli arkadaşım ise örümceklerin aşk hayatı üzerine bir çalışma yapabilecek kadar veri topladı.

O deneyimi hangi kelimelerle anlatabilirim?
Ocağın üstünde 8-9 hafta önce unuttuğumuz kuru fasulye (öyle tahmin ediyorduk, ne olduğunu kendisi bile unutmuştu o günlerde) ülkesinin o uçsuz bucaksız sarı çayırlarında çocuklarıyla mutlu mesut bir yaşam süren milyonlarca bakterinin yurdundan ederek başlamıştım işe.
Ve sonra bir zamanlar pilav olan beyaz yaratığa geldi sıra.
Ve uzun, çatalımsı bir alet ile dürttüğümde tıngırdayarak tencereyi öteye taşıyan şey ise bir makarnaydı galiba!
Tezgahtaki gökdelenden bahsetmiyorum bile.

Bana kelimenin tam anlamıyla bir ömür, muhtemel gözlemcilere ise bir hafta gibi gelecek bir sürede, onlarca tel ve sünger pahasına bitirdim mutfaktaki tüm bulaşıkları. bu mücadelede ellerimi koruma pahasına eriyen tüm eldivenler ve yaşadıkları bu talihsiz deneyim nedeniyle erken yaşta vefat eden tüm tencereler/bardak/tabaklar için bir dakikalığına susuyorum. tamam, bitti!

ey canlar, bilesiniz ki, betimlemelerdeki kısmi abartılardan gayrı tek yalan söz yoktur bu hikayede.
hepsi gerçektir,ne yazık ki yaşanmıştır.

ve o bir hafta boyunca...
o evden...
yaşamı için...
pek çok tencere firar etmiştir...

ve siz...
geceleri bomboş sokaklarda...
yuvarlanan bir tencerer görürseniz...
sakın yaklaşmayın...

aradan geçen onca yıldan sonra...
içinden ne çıkabileceğini ben bile bilmiyorum!

çok titiz bi insanım ben. evet :/

antiparadigmahatunu  20 Ağustos 2008 15:53  

Artık ben de öyleyim canım, bu dediğim olay nerden baksan 7-8 yıl öncesi :)

elsanin mecnunu  20 Ağustos 2008 16:13  
bu yazıya puanı basanlar:

diğer blog yazıları